Sahte Åžehzade
Sultan Aziz, ülkedeki iç karışıklıklar sebebiyle hamile eşi Ayşe Sultan’ı, doğduğu yer olan Güldağı Kasabası’na bıraktı. Annesi, amcası ve diğer yakınları bu kasabada, etrafı yüksek duvarlarla çevrili, geniş bahçesi olan bir sarayda kalıyorlardı. Sultan Aziz, eşi Ayşe Sultan’a :
- Eğer çocuğumuz erkek olursa, adı « Kaan » olsun… On altı yaşına kadar eğitimiyle ilgilenin. Ata binmesini, kılıç kullanmasını da öğrensin. Benim yokluğumu ona hissettirmeyin,dedi.
Cebinden çıkardığı bir bileziği de vererek :
- O, 16 yaşına geldiÄŸi zaman bu bileziÄŸi saÄŸ kolunun üst kısmına takın. Bir ata bindirerek benim yanıma, yani BaÅŸkent Tozan’a gönderin…
Her şeyi düzene koyduktan sonra, Sultan Aziz eşiyle ve akrabalarıyla vedalaştı. Tozan’a gitmek üzere askerleriyle yola koyuldu.
Günler, aylar çabuk geçti. Ayşe Sultan bir gece yarısı doğum yaptı. Erkek çocukları olmuştu. Bütün aile sevinçliydi. Törenle çocuğun ismini « Kaan » koydular.
Kaan çok zeki bir çocuktu. Anlamlı bakışları vardı. Gülümsemesi de etkileyiciydi. Bir kaç ay içinde konuşmaya ve yürümeye başladı. Her yönüyle dikkatleri çekiyordu. Özel nitelikli kişiler bütün maharetlerini göstererek onunla ilgileniyorlardı. Annesi, teyzesi ve halası onu zaman zaman saray dışında bulunan çocuk bahçesine götürüyorlardı. Kaan arkadaşlarıyla oynarken dahi kendisine has, farklı oyunlarla dikkatleri çekiyordu. Her defasında onu annesi, teyzesi ve halasıyla gören arkadaşları :
- Kaan senin baban yok mu? diye soruyorlardı.
Kaan da onlara :
- Babam ben doğmadan bir kaç ay önce görev yerine gitmiş! diye cevap veriyordu.
ArkadaÅŸları bir gün onun etrafında dönerek : « Babasız çocuk!… Babasız çocuk!… » diye onu rahatsız etmeye baÅŸladılar…
Kaan koşarak kanape üzerinde oturan Annesi, teyzesi ve halasının yanına geldi. Annesine :
- ArkadaÅŸlarım benim etrafımda dönerek, bana « Babasız çocuk!… Babasız çocuk!… » diye bağırıyorlar.
Annesi AyÅŸe Sultan :
- Oğlum sen babasız değilsin ki… Senin baban uzaklarda görev yapıyor… Sen büyüyünce ben ata bindirip, onun yanına göndereceğim.
Kaan :
- Pekiyi niçin arkadaÅŸlarım ben onlara babam ben doÄŸmadan bir kaç ay önce görev yerine gitmiÅŸ, dediÄŸim halde, bana : « Babasız çocuk!… Babasız çocuk!…» diye bağırıyorlar?
AyÅŸe Sultan :
- Oğlum onlar çok küçük oldukları için her şeyi düşünemiyorlar. Sen ne konuşurlarsa konuşsunlar, onların sözlerini hiç umursama!
Annesi, teyzesi ve halası kasabanın tek çocuk bahçesine düzenli olarak Kaan’ı götürmeye devam ettiler.
Arkadaşları onun etrafında dönerek :
- Babasız çocuk!… Babasız çocuk!… diye onu her geliÅŸlerinde rahatsız etmeyi sürdürdüler…
Kaan onların bu sözlerinden sonra, koşarak kanape üzerinde oturan Annesi, teyzesi ve halasının yanına geldi. Annesine :
- ArkadaÅŸlarım benim etrafımda dönerek bana yine « Babasız çocuk!… Babasız çocuk!… » diye bağırmaya devam ediyorlar.
Annesi AyÅŸe Sultan :
- Oğlum daha önce de söylediğim gibi babasız değilsin ki… Senin baban uzaklarda görev yapıyor… Sen büyüyünce ata bindirip onun yanına göndereceğim, dedi.
Eğitimciler Kaan’a sekiz yaşındayken ata binmeyi ve kılıç kuşanmasını öğrettiler. Ayrıca ona bir çok öğretmen tarafından çeşitli konularda da ciddi eğitimler veriliyordu.
On altı yaşına kadar eğitimi sürdürüldü. Kaan bir gün annesine :
- AnneciÄŸim bana sen : « Büyüyünce ben seni ata bindirip babanın yanına göndereceÄŸim… » demiÅŸtin. Ben büyüdüm artık! Ata binmesini ve kılıç kullanmasını da biliyorum.
Annesi AyÅŸe Sultan :
- Sevgili oğlum, biz seni babanın yanına göndermek için hazırlıklara başladık. Nisan ayı sonunda seni atın Yıldırım’a bindirerek yolcu edeceğiz !
Kaan annesinin verdiÄŸi cevaba oldukça sevinmiÅŸti. Kendi kendine : « ArkadaÅŸlarım benim etrafımda dönerek bana : Babasız çocuk!… Babasız çocuk!… » diye bağırmışlardı. Bir kaç ay sonra ben de babama kavuÅŸacağım, dedi.
Annesi AyÅŸe Sultan ona : « Senin baban PadiÅŸah Sultan Aziz… Onu Tozan Sarayı’nda, bulacaksın. Åžu altın bileziÄŸi saÄŸ kolunun üst kısmına tak ! Sakın kollu fanilanı da üstünden çıkarma. Yani kolundaki bileziÄŸi hiç kimse görmesin! Atınla yaklaşık yirmi bir günde baÅŸkent Tozan’a ulaÅŸacaksın. Seni orada baban karşılayacak… »
Yol azığı hazırlandı. Kıyafetleri giydirildi ve Şehzade Kaan törenle yolcu edildi. Arkasından annesi, yakınları ve din adamları « Ya Rab Şehzade Kaan’ın sonunu hayırlı eyle! İşlerini rast getir! » diye dua ettiler.
Kaan yolda, yürüyerek giden, kısa boylu birisiyle karşılaştı. Ona :
- Nereden gelip, nereye gidiyorsun? dedi. O :
- Adım Metin… Bana Köse Metin, derler… BaÅŸkent Tozan’a çalışmaya gidiyorum. Yirmi iki yaşındayım ama, yüzüm ve vücüdum on dört veya on beÅŸ yaşında gösteriyor beni. Pekiyi sen kimsin?
Kaan :
- Adım Kaan… Babam Padişah Sultan Aziz’in yanına gidiyorum.
Köse Metin :
- O zaman şehzadem ben senin emir kulunum. Birlikte gidelim Tozan’a. Çok sevindim seninle arkadaş olduğuma!
Kaan bir müddet yol aldıktan sonra bir kuyunun yakınında, atından indi. Heybesinden çıkardığı annesinin yaptığı yemeklerle, pastalarla karnını doyurdu. Köse Metin de sırtından indirdiği heybesinden çıkardığı yiyeceklerinden yedi. Orada her ikisi de uyukladılar. Uyandıkları zaman Köse
Metin :
- Åžehzadem ben çok susadım… Åžu belimdeki urganla ben kuyuya ineyim… Buz gibi su içeyim. Sen beni kuyudan çıkart… Zannedersem sen de çok susadın… Ben de seni indireyim. Sen de buz gibi sudan iç, ben de seni çıkarayım…
Köse Metin’in fikri Kaan’ın da hoşuna gitti. « Tamam. .. » dedi. Ve onu urganla kuyuya indirdi. Köse Metin :
- Åžehzadem maÅŸaallah su da buz gibi! AÄŸzına layık! Tamam… ben kana kana içtim, sıra sende… Çek beni yukarıya!
Kaan onu urganla yukarιya çekti. Sonra Köse Metin’in sarkιttιğı urganla kendisi aÅŸağıya indi. O da doya doya sudan içti… Metin’e : « Gerçekten de kuyu suyu buz gibiymiÅŸ… Tamam… beni yukarıya çekebilirsin » dedi.
Köse Metin’ten önce hiç ses gelmedi… Kaan sesini yükselterek :
- Sevgili Metin, niçin çekmiyorsun?
Köse Metin :
- Tek bir ÅŸartla seni yukarıya çekebilirim… Ben bu yolu çok iyi tanıyorum… Bak burası çok ıssız… Ayda yılda, geçse geçse bir kiÅŸi geçer buradan… O zamana kadar da sen öbür dünyayı boylamış olursun… Ben seni yukarıya çekerim çekmesine ammaa? Bir isteÄŸim var senden! Åžehzade olarak babanın yanına ben gidersem, bu mümkün… Atına ben bineceÄŸim, giyeceklerini ben giyeceÄŸim… Yiyeceklerini de ben yiyeceÄŸim yani ! Kabul ediyor musun ?
Kaan kuyunun içinde çaresizdi. Kendi hayatını kurtarmak için Köse Metin’e « Tamam. .. Şartlarını Kabul ediyorum…» dedi.
Köse Metin, Kaan’ı urganıyla yukarıya çekti. Donu ve fanilası hariç, onun elbiselerini giydi, kılıcını kuşandı, atına bindi. Köse Metin :
- Şu andan itibaren senin adın Köse Metin… Benimki de Şehzade Kaan olacak…
Kaan, Köse Metin’in heybesini omuzunda taşıyarak onun peşinde günlerce yürüdü. Zaman zaman yolda dinlendiler. Kaan onun tuzlu yiyeceklerinden yedi.
BaÅŸkent Tozan’a yaklaÅŸmışlardı… Saray uzaktan görünüyordu. Çok geçmeden saraya ulaÅŸtılar… PadiÅŸah Sultan Aziz, sahte Åžehzade’yi karşıladı… OÄŸlum, Kaan’ım diye baÄŸrına bastı… Köse Metin, Kaan’ı « bu benim hizmetçim… adı Köse Metin… » diye PadiÅŸah Sultan Aziz’ e tanıttı…
Aralarında yaptıkları konuÅŸmalarla PadiÅŸah Sultan Aziz, eÅŸi AyÅŸe Sultan’dan ve diÄŸer yakınlarından bahsetti. Onların hal ve hatırlarını sordu. Sahte Åžehzade hiç birisini tanımadığı için aptal aptal bakıyordu. PadiÅŸah Sultan Aziz « oÄŸlum Kaan biraz salaÄŸa benziyor… » diye düşünerek, sorduÄŸu soruları bir daha tekrarlamadı.
Sahte ÅŸehzade için eÅŸi görülmeyen sofralar, kuÅŸ tüyünden yataklar ve yorganlar hazırlandı…
Padişah Sultan Aziz, Sahte Şehzade’yle evlendireceği bir kız için, Kaan’ı çağırdı :
- Köse Metin, sana bir at ve bir mektup vereceğim. Bunlarla Orya ülkesine gidip Kral Pito’nun dünya güzeli olan kızı Prenses Liba’yı oğlum Kaan için isteyeceksin. Bu oldukça güç! Şu ana kadar bir çok kişi Kral Pito’nun isteklerini yerine getiremedikleri için kızı elde edemediler.
Sahte Şehzade, Kaan’ı Padişah Sultan Aziz’in kendisine kız istemek için uzaklara göndereceğine çok sevinmişti.
Sarayın aşçıları ona karnını doyurması için yol azığı hazırladılar. Hazine Başı da bir miktar altın verdi… Kaan, PadiÅŸah Sultan Aziz’in tarifi ve emriyle yola koyuldu.
Bir müddet sonra yolda atını bir ağaca bağlayarak biraz dinlenmek istedi. Küçük kilimi atın üzerinden alarak, yere serdi. Üstünde uyuyakaldı. Rüyasında bir karınca kendisine seslendi :
- Sevgili Kaan atını baÄŸladığın aÄŸacın doÄŸusunda bizim bir yuvamız var… Orada bizim üç adet kanadımız var… Bunları al… Günün birinde zor durumda kalırsan onları yak… O zaman senin yardımına koÅŸacağız…
Kaan nefes nefese uyandı… GüneÅŸ doÄŸmuÅŸtu. Rüyasında gördüklerinin doÄŸru olup olmadığını yerinde görmek için atını baÄŸladığı aÄŸacın doÄŸu tarafına baktı. Gerçekten orada karınca yuvası vardı… Üç tane karınca kanadı da gözüne çarptı… Onları alarak annesinin kendisine verdiÄŸi temiz bir mendilin içerisine koydu.
Bir kaç gün sonra dinlenmek üzere bir orman girişinde karnını doyurdu. Küçük kilimi atın üzerinden alarak, yere serdi. Üstünde uyuyakaldı. Rüyasında bir öküz kendisine seslendi :
- Sevgili Kaan atını baÄŸladığın aÄŸacın doÄŸusunda, yani ormanın biraz ilerisinde beni ve arkadaÅŸlarımı uyurken göreceksin… Yerde bulunan üç adet kılımızdan al… Günün birinde zor durumda kalırsan onları yak… O zaman senin yardımına koÅŸacağız…
Kaan nefes nefese uyandı… GüneÅŸ doÄŸmuÅŸtu. Rüyasında gördüklerinin doÄŸru olup olmadığına bakmak için atını baÄŸladığı aÄŸacın doÄŸu tarafına baktı. Gerçekten orada üç öküz yatıyordu… Yerde bir yığın öküz kılı gördü… Onlardan üçünü alarak annesinin kendisine verdiÄŸi temiz mendilin içerisine koydu.
Uzun süre yol aldıktan sonra Orya Ülkesi’ne yaklaştı. Son kez dinlenmek için bir ağaca atını bağladı. Küçük kilimi atın üzerinden alarak, yere serdi. Üstünde uyuyakaldı. Rüyasında büyük bir kuş kendisine seslendi :
- Sevgili Kaan atını baÄŸladığın aÄŸacın doÄŸusuna bak! Orada bizim üç adet kanadımız var… Bunları al… Günün birinde zor durumda kalırsan onları yak… O zaman senin yardımına koÅŸacağız…
Kaan nefes nefese uyandı… GüneÅŸ doÄŸmuÅŸtu. Rüyasında gördüklerinin doÄŸru olup olmadığına bakmak için atını baÄŸladığı aÄŸacın doÄŸu tarafına baktı. Gerçekten, yerde üç kanat vardı… Üçünü de aldı… Onları, annesinin kendisine verdiÄŸi temiz bir mendilin içerisine koydu.
Orya Ülkesi’ne girdiği zaman başkent Bima’ya da uzak olmadığını anladı. İki saat sonra Kral Pito’nun şatosuna ulaştı. Giriş kapısının sağında ve solunda bulunan muhafızlara kendisini tanıttı… Onlara Kral Pito’yla görüşmek istedediğini belirtti. Muhafızlar yarım saat kadar onu beklettikten sonra Kral Pito’nun yanına götürdüler.
Kral Pito’ya Padişah Sultan Aziz’in yazdığı mektubu verdi. Kral bir kaç kez mektubu okuduktan sonra :
- Senin ismin ne? dedi.
- Köse Metin…
Kral Pito :
- Bay Köse Metin, demek kızım Prenses Liba’yı PadiÅŸah Sultan Aziz’in oÄŸlu Kaan için istemeye geldin? Amaaaa bu oldukça zor. Åžu ana kadar tam yetmiÅŸ ülkeden gelenler oldu… Her birisi de benim isteklerimi öğrenir öğrenmez baÅŸaramayacaklarını bildikleri için burayı terkettiler… Bak sana da söylüyorum. Bu ÅŸehrin dışında iç içe yedi bölümden oluÅŸan sihirli bir ÅŸato var. Orada kızım Prenses Liba’nın bulunduÄŸu köşke girmek için yedi kapı var… Bunları aÅŸmak oldukça güç… İlk üçünde bulunan üç ambardaki buÄŸdayları, bir gecede her birisinin arası beÅŸ yüz metre olan diÄŸer üç ambara taşıman lazım… Sonra üstleri açık olan her birisinin arası beÅŸ yüz metre olan diÄŸer üç köşk arası da vahÅŸi hayvanlarla ve yılanlarla dolu. Burasını ÅŸu ana kadar aÅŸan olmadı. EÄŸer baÅŸarabileceÄŸine inanıyorsan Sihirli Åžato’nun yedi kapısına ait yedi anahtarın birer adedini sana vereceÄŸim. Kızım Prenses Liba’ya ulaÅŸtığın an anahtarları da geri getirmeden onu dilediÄŸin yere götürebilirsin!
Kaan Kral Pito’nun ÅŸartlarını kabul etti. Atıyla kendisine tarif edilen Sihirli Åžato’ya ulaÅŸtı. Atını bir kenarı dere olan yoncaların içinde bulunan bir aÄŸaca baÄŸladı… İlk kez gördüğü rüyasında, kendisine söylendiÄŸi gibi, üç karınca kanadını kibritiyle yaktı… Kısa sürede milyonlarca karınca Sihirli Åžato’nun giriÅŸinden itibaren üç köşkteki üç ambara akın ettiler. Bu arada Kaan ikinci gördüğü rüyasında sözü edilen, üç öküz kılını da yaktı… Her birisinde iki öküz bulunan dokuz araba dışardan tozu dumana katarak geldiler. Ve Sihirli Åžato’ya girdiler. Karıncalar bir kaç saat içerisinde arabalar üzerindeki ambar ÅŸeklindeki depolara buÄŸdayları taşıyarak gözden kayboldular. Arabalar ikinci bölümdeki ambarların önlerine gelince Kaan arabaların sürgülü kapaklarını açarak üçer üçer, üç ambara boÅŸalttı.
Kaan en zor iÅŸi baÅŸarmıştı. Bunu da Sihirli Åžato’daki Prenses Liba’nın bulunduÄŸu köşkün ışıklarının yanmasıyla anladı. Cebindeki mendili çıkardı. Son üç kuÅŸ tüyünü yaktı. Gökyüzünde üç kuÅŸ göründü önce. Kaan yedinci kapıyı anahtarıyla açtı. KuÅŸlardan biri yukarıdan Kaan’ın yanına geldi. Onun üzerine bindi. Yukarıdan diÄŸer üç köşkün vahÅŸi hayvanlarla dolu olduÄŸunu gördü. Onların üzerinden geçtikten sonra yedinci köşkün terasına geçtiler. Oraya kuÅŸ konar konmaz, her taraf aydınlandı. Prenses Liba altın, gümüş ve elmaslarla kaplı bir odada uyuyordu. Kaan onu uyandırmadan kucağına aldı… Sonra kuÅŸun üzerine onunla binerek ÅŸatonun dışına geldiler. Prenses Liba kuÅŸun üzerinde iken o atını hazırladı ve Tozan’a gitmek üzere yola koyuldu. Prenses Liba’yı taşıyan kuÅŸla beraber iki kuÅŸ da onun üzerinde uçarak geliyorlardı… Kaan oldukça heyecanlıydı. Ne de olsa babasının isteÄŸini yerine getiriyordu. Yolda bir kaç kez dinlendi. Prenses Liba’ya kendisini oraya kadar nasıl getirdiÄŸini anlattı… Birlikte karınlarını doyurdular…
Tozan’a yaklaÅŸmışlardı. Prenses Liba’yı yine bir kuÅŸ taşıyor, diÄŸer iki kuÅŸ da onları takip ediyorlardı… Nihayet Tozan’a girdiler. Saray uzaktan görünüyordu. Prenses Liba’yı taşıyan kuÅŸ Kaan’ın atının önüne kondu. Yana doÄŸu eÄŸilerek Prenses Liba’yı sırtından indirdi. Sonra uçarak yükseldi. DiÄŸer iki kuÅŸla birlikte uzaklara giderek gözden kayboldular.
Kaan ve Prenses Liba at üstünde saraya girdiler. Muhafızlar onlar girer girmez Padişah Sultan Aziz’e haber verdiler. Sultan Aziz Prenses Liba’yla onu görünce oldukça şaşırmıştı. Heyecanını gizleyemedi.
Kaan’a :
- Köse Metin, dile benden ne dilersen? diyerek onu hediyelerle taltif etmek istedi.
Ama o aldığı eğitimler nedeniyle, annesinden kazandığı asil kimliğiyle :
- Sevgili Padişah’ım sizin gönlünüzü hoş tutabildiysem bu bana yeter… Ben sizin sadece canınızın sağlığını istiyorum!
PadiÅŸah Sultan Aziz :
- O halde sen de bu günden sonra bizim sarayın bir mensubu olacaksın… Yarın oÄŸlum Åžehzade Kaan’ın hamam merasimine de seni bekliyorum.
Kırk gün kırk gece yapılacak düğün merasiminin ilk günü hamamda baÅŸlayacaktı. PadiÅŸah Sultan Aziz, saray erkanı, Sahte Åžehzade ve Kaan hamamın soyunma odasındaydılar. PeÅŸtamallarını giyinmek için herkes fanilalarını çıkarınca Kaan da çıkardı. PadiÅŸah Sultan Aziz’in fanilasını çıkarır çıkarmaz Kaan’ın kolundaki bilezik dikkatini çekti. Önce Kaan’a baktı sonra kendisini Kaan olarak tanıtan Sahte Åžehzade’ye baktı… Sahte Åžehzade’nin kolunda bilezik yoktu… Ama kendisini Köse Metin olarak tanıtan ve çok uzaklara kız istetmek için gönderdiÄŸi gençte vardı… İyice kuÅŸkulanmıştı. PadiÅŸah Sultan Aziz, Kaan’a dönerek :
- Yoksa sen misin benim oÄŸlum?
Köse Metin sararıp solmuştu. Kaan’la göz göze geldiler. Sultan Aziz, Köse Metin’e :
- Annenin adı ne ?
Köse Metin’in elleri ayakları titriyordu. Orada bulunan saray erkanı da olup bitenleri merak ettiler… Köse Metin :
- Cevriye ! dedi.
Sultan Aziz, bu kez Kaan’a sordu :
- Annenin adı ne ?
Kaan :
- AyÅŸe Sultan, diye cevap verdi.
Padişah Sultan Aziz, oğluna sarılarak :
- Sensin benim oÄŸlum… Anlat başından geçenleri?
Kaan, Köse Metin’in yanında, olduğu gibi her şeyi anlattı. Padişah Sultan Aziz Sahte Şehzade’ye sordu :
- Bunlar doÄŸru mu?
Köse Metin « evet » dercesine başını salladı.
Gerçeklerin ortaya çıkmasından sonra, Sahte Şehzade zindana atıldı.
Kırk gün kırk gece yapılan düğünle Kaan, zorluklarla getirdiği Prenses Liba’yla dünya evine girdi. Padişah Sultan Aziz ise oldukça mutluydu.