<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MAKALE &#187; Saglık</title>
	<atom:link href="http://www.makale.us/category/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.makale.us</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Jul 2010 22:22:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Karın Eritme</title>
		<link>http://www.makale.us/karin-eritme.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/karin-eritme.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 22:20:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[göbek eritme]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok kişi yazın hala istediği formda olamamaktan şikayetçi. Bazı kişiler biraz zayıfladıysa bile istediği yerlerden (göbek, bel, basen) incelememekten yakınıyor. Normal diyet  programlarında  kişiler zayıflasa bile çoğu kişide daha çok yüz bölgesi inceliyor. Ama aşırı yağlı bölgelerde pek incelme olmuyor. 
Sizlere 3 haftada, özellikle göbek-bel bölgesinden incelmeyi de sağlayacak özel bir program [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/karinkas.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/karinkas-291x300.jpg" alt="" title="karinkas" width="291" height="300" class="alignright size-medium wp-image-918" /></a>Pek çok kişi yazın hala istediği formda olamamaktan şikayetçi. Bazı kişiler biraz zayıfladıysa bile istediği yerlerden (göbek, bel, basen) incelememekten yakınıyor. Normal diyet  programlarında  kişiler zayıflasa bile çoğu kişide daha çok yüz bölgesi inceliyor. Ama aşırı yağlı bölgelerde pek incelme olmuyor. </p>
<p>Sizlere 3 haftada, özellikle göbek-bel bölgesinden incelmeyi de sağlayacak özel bir program vereceğim. Ancak öncelikle şu noktayı vurgulayayım: Sadece diyetle bölgesel zayıflama tam olmaz. Beraberinde özel egzersiz ve bazı özel bitkisel mönüler gerekir. Bu programı 3 hafta uygulayın, 21&#8242;inci günün sonunda müthiş incelmeyi hayretle göreceksiniz.</p>
<p>Mekik hareketi</p>
<p> Dizlerimiz bitişik ve ayaklarımız birbirine paralel şekilde tabanları yeri gösterirken iki elimizi enseye koyup hızlı hızlı, sık sık ve kesik kesik hareketlerle karnımız acıyana kadar sabah ve  akşam ellişer kez bu hareketi yapıyoruz. Bu hareket özellikle karın bölgesindeki kasları kuvvetlendirir, yağ dokusunu  harekete  geçirir ve yağların yanmasına yardımcı olur.  </p>
<p>Sopalı hareket</p>
<p>Bu harekette de bir sopayı ense kökümüze alıp iki elimizi geçiriyoruz. Ayaklarımızı yere sağlam basıp süratli bir şekilde sağa ve sola doğru daha çok kalçadan yukarısını hızlı bir şekilde döndürerek birkaç dakikada bu hareketleri yapıyoruz. Bu haraket karnın yan tarafındaki kasların şekillenmesi ve göbeğin erimesini sağlar.</p>
<p>Bel kasları için mekik</p>
<p>Bir taraftaki kolumuzu, bükülmüş olan diğer taraftaki dizimize doğru hafifçe, sık sık ve seri hareketlerle yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu hareketi de birkaç dakika dayanabildiğimiz kadar yapmaya gayret ediyoruz. Daha sonra diğer taraftaki ayağımızı ve kolumuzu değiştiriyoruz. Bu hareket karnın yan tarafına doğru olan kasları çalıştırmak için yararlıdır.</p>
<p>Haftanın tek günleri bunları yiyin</p>
<p>Kalkar kalkmaz: 1 bardak ılık ballı limonlu su (içine yarım tatlı kaşığı bal, 10 damla limon konacak).</p>
<p>Sabah sporu: 35 &#8211; 40 dakika tempolu yürüyüş yapın. Bol ter atmaya gayret edin. Ardından fotoğraftaki gibi 15-20 dakika spor.</p>
<p>Duş: Ham ipek kese veya kabak lifi ile 5 dakika fırçalar gibi göbek, basen, popo, bel sertçe fırçalanacak. 5 dakika kadar susam yağı, kekik yağı, biberiye yağı, melisa yağı ile aynı bölgeye masaj yapılacak.</p>
<p>Kahvaltı: 1 adet kabuklu yeşil elma, 1 adet sert şeftali</p>
<p>Ara: 2 parmak taze dil peyniri yiyebilirsiniz.</p>
<p>Öğle: 1 porsiyon ızgara tavuk (derişiz), bol rokalı yeşil salata (taze soğanlı).</p>
<p>Ara(saat 15.00): 3-4 yulaflı bisküvi</p>
<p>Ara(saat 17.30): 1 adet yeşil elma.</p>
<p>Akşam: 4-5 kaşık zeytinyağlı fasulye (az yağlı), 1 dilim tam ekmek, mevsim salatası.</p>
<p>Gece: 1 bardak şekersiz tarçınlı ılık light süt. 3-4 fincan rezene çayı, yeşil çay, mısır püskülü, kiraz, avakado yaprağı karışım çayı içilecek.</p>
<p>Yasaklar</p>
<p>* Kolalı, şekerli içecekler </p>
<p>* Kızartma </p>
<p>* Hayvansal katı yağlar (tereyağı, kaymak, yağlı şarküteriler, yumurtanın sarısı, yağlı süt ürünleri, yağlı etler, tavuk &#8211; balık derisi, tam yağlı süt)</p>
<p>* Alkol (özellikle bira)</p>
<p>* Beyaz un, </p>
<p>* Beyaz şeker</p>
<p>* Doğum kontrol hapları</p>
<p>* Aşırı gündüz uykusu</p>
<p>* Çikolata </p>
<p>* Yağlı çerezler</p>
<p>* Cips</p>
<p>Zayıflatıcı çayı elinizden düşürmeyin</p>
<p>Bir su bardağı için 1-2 adet avakado yaprağı, 1 çay kaşığı yeşil çay, küçük bir tutam kiraz sapı ve mısır püskülü, 1 çay kaşığı rezene tohumu sadece 1-2 dakika kaynatılacak ve hafifçe fokurdadıktan sonra 3-4 dakika demlenmeye bırakılacak. Sonrasında şeker veya tatlandırıcı eklenmeyecek sadece çok ince bir dilim limonla içilecek. Yemeklerden biraz sonra da içebilirsiniz. Akşam mümkün olduğunca erken yenilecek. Sabah ise erken kalkmak önemli çünkü erken kalktığınızda metabolizma hızlanır, sabah sporu ise vücudu canlandırır, harekete geçirir. </p>
<p>Yan mekik</p>
<p>Yan kaslar ve bel kasları için belki de en yararlı haraket bu. Önce sağa doğru yatın. Sağ elinizi sağ kulağınızın üstüne değercesine yaklaştırın. Sol elinizi belinizin sol tarafına sol dirseğiniz gelecek şekilde yerleştirin. Sol elinizle belinizin sağındaki kasları hafifçe tutun. Hızla sağ kolunuzu ve sağ ayağınızı birbirine doğru yaklaştırın. 60 kez tekrarlayın.</p>
<p>Popo hareketi</p>
<p>Önce sol diziniz üstüne yatıp ayaklarınızı dik koyup rahat bir şekilde ayağınızı kayırabildiğiniz kadar yukarı kaldırıp aşağı indirin. Bu sırada dizinizi fazla bükmeyin. Daha sonra aynı hareketi yine sağ diziniz üstünde dayanarak yapın. Bu hareketi de en azından 30-40&#8242;ar kez yapmaya gayret edin. Popo ve çevresindeki yağ dokusunu azaltır.</p>
<p>Yanlara esneme</p>
<p>Bu harekette önce hazıroldaki gibi dimdik duracaksınız. Sonra hızla sağa ve sola doğru esneyebildiğiniz kadar, dikliğinizi bozmadan esneyeceksiniz. En azından üç dört dakika hızlı bir şekilde yapmaya gayret edin. Baş dönmesi, çok yüksek tansiyonu olanlar için de uygun bir hareket olmayabilir.</p>
<p>Kilo almamanın altın kuralları</p>
<p>* Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın.</p>
<p>* Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın.</p>
<p>* Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif jimnastik yerine aktif jimnastiği tercih edin.</p>
<p>* Aktif ve hareketli kişilerle birlikte zaman geçirin, hareket edersiniz.</p>
<p>* Hafta sonları için daima aktif planlar yapın.</p>
<p>* Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırmaya çalışın.</p>
<p>* Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın, siz alın.</p>
<p>* Günde en fazla yarım saat W seyredin.</p>
<p>* Az ve sık yiyin, öğün atlamayın.</p>
<p>* Acıkma duygusunun bastırılması için daima salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyecekleri tercih edin.</p>
<p>* Her gün sebze ve meyve yiyin.</p>
<p>* Yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanın.</p>
<p>* Yemek sırasında gazete okuma, TV seyretme gibi şeyler yapmayın. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/karin-eritme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boy Uzatma</title>
		<link>http://www.makale.us/boy-uzatma.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/boy-uzatma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 22:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=914</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de İstanbul Şişli Etfal Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği, Florence Nightingale Ortopedi ve Travmatoloji Ekibi’nden Doç. Dr. Murat Küçükkaya; ‘ilizarov’ adı verilen boy uzatma yöntemini en fazla uygulayan doktorlar arasında bulunuyor.Boy uzatmaya yarayan ‘ilizarov’ adlı cihaz, kısa boylular için mucizeler yaratıyor. Ameliyatla birkaç ay kemiğe bağlanan bu cihaz, kol ve bacakları uzatıp, cücelikten kurtarıyor… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/boy.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/boy-198x300.jpg" alt="" title="boy" width="198" height="300" class="alignright size-medium wp-image-915" /></a>Türkiye’de İstanbul Şişli Etfal Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği, Florence Nightingale Ortopedi ve Travmatoloji Ekibi’nden Doç. Dr. Murat Küçükkaya; ‘ilizarov’ adı verilen boy uzatma yöntemini en fazla uygulayan doktorlar arasında bulunuyor.Boy uzatmaya yarayan ‘ilizarov’ adlı cihaz, kısa boylular için mucizeler yaratıyor. Ameliyatla birkaç ay kemiğe bağlanan bu cihaz, kol ve bacakları uzatıp, cücelikten kurtarıyor… Doç. Dr. Murat Küçükkaya, boy uzatma ameliyatlarındaki son teknikleri anlattı…</p>
<p><strong>Boy uzatma ameliyatları kimlere uygulanabiliyor?</strong>‘İlizarov’ aslında ortopedi ve travmatolojide çok yaygın kullanılan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemin uygulama alanlarından biri, boy uzatmadır. Ancak, aynı zamanda normal kırıkların tedavisinde, bacak eşitsizliklerinde, kaynamayan kırıklarda, kemik enfeksiyonlarında ve çeşitli nedenlerle kemiğin kaybolduğu durumlarda da uygulanıyor. Kol ve bacaklardaki bütün şekil bozukluklarına tatbik edilebiliyor.</p>
<p><strong>Boy uzatmada en zor uygulama alanı cücelik mi?</strong>‘İlizarov’ aslında teknik olarak uzmanlık gerektiren bir yöntemdir. Bunların içinde en zor uygulama alanı; ayak şekli bozukluklarıdır. Yani; doğumsal ya da sonradan kazalar sonucu oluşan, özellikle de yanıklar gibi durumlarda ortaya çıkan ayak deformasyonları. İlizarov yönteminin en kolay uygulama alanı; kırıkların tedavisidir. İkinci kolay uygulama alanı olarak ise ‘boy uzatma’ gelir. Boy uzatmada, uzatılan kemik sayısı arttıkça, yani, aynı bacakta uzatma miktarı arttıkça, karşılaşılan sorunlar da artar.</p>
<p><strong>Boy uzatma ve bacak uzatmak için hangi teknikleriniz var?</strong>Şu anda üç farklı teknik kullanılıyor. Sadece dışarıdan cihaz takarak bacağını uzattığımız hastalar var. Kemiğinde enfeksiyonu bulunan, deformasyonu olan, kemiğin içine çivi koyamayacağımız durumlar için bu yöntemi tercih ediyoruz. İkinci teknik; kemiğin içine çivi yerleştirerek, onun üzerinden cihazla uzatmak veya bizim geliştirdiğimiz çok daha güvenli olan yeni bir teknik de cihazla uzatma yaptıktan sonra dokuları koruyan plak uygulaması. Bu yöntemi, sorun olmayan uyluk ve kaval kemiği uzatmalarında tercih ediyoruz. Boy uzatma yönteminin avantajı; dışarıda cihazın çok daha kısa süre kalması, böylece çok daha konforlu bir tedavi sağlıyor olması. Üçüncü teknik ise bacağın içine kendiliğinden uzayabilen çivi yerleştirmek. Ancak pahalılığı ve güvenilirliğinin sınırlı olması nedeniyle, az sayıda hastada kullanılabiliyor.</p>
<p><strong>Estetik tedavi ne kadar sürüyor, boy uzarken hastaların sürekli yatması mı gerekiyor?</strong><br />
Bir santimetre kemik uzunluğu elde etmek için tedavi süresi 30 ile n0 gün arasında değişiyor. Hastanın boyu 5 santim uzayacaksa, 150 günlük bir tedavi süreci gerektiriyor. Boy aslında 50 günde uzuyor. Ancak, kemiğin tam olarak iyileşmesi için 150 gün gerekiyor. Bu süre içinde hastalar doktor takibine alınıyor. Bacaklarında kullanılan tekniğe göre değişen sürelerde cihaz taşımaları gerekiyor. Ancak bu şekilde yataklı tedaviye gerek kalmadan, bol bol hareket etmelerini, hatta yürümelerini tavsiye ediyoruz.</p>
<p><strong>En fazla kaç santim uzama sağlanıyor?</strong>35 santimle; dünyada bildiğimiz en uzun kemik uzatma yöntemini gerçekleştirdik. Tümörlü dokuyu çıkartarak, kalan boşluğu 35 santim kemik uzatarak doldurduk. Ancak bu yöntem her zaman uygulanamıyor. Özellikle iki bacakta uzatma yapılması gerektiğinde, en fazla 10-12 santim tek seferde uzatabiliyoruz. Bu bazı hastalar için yeterli olmadığında, tedavi birkaç aşamada tekrarlanabiliyor. Toplam uzunluk miktarı; çocukluktan itibaren tedaviye başlandığında, n0 santime kadar ulaşabiliyor.</p>
<p><strong>Boy uzatmada ne gibi riskler var?</strong>Bütün hastalara imzalattığımız bir formumuz bulunuyor. Bu formda bütün riskleri anlatıyoruz. Her uygulamadan önce bir saat hastayı bilgilendiriyoruz. Ayrıca, hastalar birbirlerini görerek uygulama hakkında bilgi alabiliyorlar. Risklerin hangileriyle mutlaka karşılaşacaklarını ya da hangileriyle karşılaşma olasılıkları bulunduğunu açıklıyoruz. Çünkü tedaviyi yarım bırakma durumu; başarısızlık anlamına geliyor. Tel diplerinde enfeksiyon, eklemlerde hareket kısıtlığı yaşanması, ağrı olabiliyor. Ancak bunların hiçbiri kalıcı problem yaratmıyor ve tedavinin başarısını engellemiyor.</p>
<p>Yorumlarda boy uzaması hakkında bilgiler, boy uzatma yolları, egzersizleri, ilaçları, yöntemleri bulabilirsiniz..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/boy-uzatma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Estetiği Ameliyatı</title>
		<link>http://www.makale.us/burun-estetigi-ameliyati.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/burun-estetigi-ameliyati.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 22:09:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[burun ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[burun estetiği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=911</guid>
		<description><![CDATA[Burun Ameliyatı
Burun boyutlarının küçültülmesi burun ucunun kaldırılması eğriliğinin düzeltilmesi için burun ameliyatı ya da rinoplasti yapılabilir. Burun ameliyatı ile burnun boyutları küçültülebilir, burnun uç kısmı sırt kısmının şekli değiştirilebilir, burun delikleri daraltılabilir veya üst dudak ile arasındaki açıyı değiştirilebilir, ucunu kaldırabilir, kemik çıkıntılar alınarak şekli düzeltilebilir ya da kırık sonucunda çöken ya da küçülen kemikler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/cerrahlar.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/cerrahlar.jpg" alt="" title="cerrahlar" width="240" height="294" class="alignright size-full wp-image-912" /></a>Burun Ameliyatı<br />
Burun boyutlarının küçültülmesi burun ucunun kaldırılması eğriliğinin düzeltilmesi için burun ameliyatı ya da rinoplasti yapılabilir. Burun ameliyatı ile burnun boyutları küçültülebilir, burnun uç kısmı sırt kısmının şekli değiştirilebilir, burun delikleri daraltılabilir veya üst dudak ile arasındaki açıyı değiştirilebilir, ucunu kaldırabilir, kemik çıkıntılar alınarak şekli düzeltilebilir ya da kırık sonucunda çöken ya da küçülen kemikler düzeltilerek büyütülebilir. Burun estetiği sırasında, burun tıkanıklığı yapan deviasyonlar, nefes tıkanıklıkları düzeltilebilir. Burun ameliyatı fizik görünüşünüzü değiştirerek kendinize olan güveninizi arttırabilir, fakat size ideal görünümü vermesi mümkün olmayabilir veya diğer insanların size daha farklı davranmasına yol açmayabilir. Burun ameliyatı rinoplasti konusunda aklınıza gelen sorular için sorular sayfama bakabilirsiniz.<br />
Hasta Gözüyle Rinoplasti Burun estetiği<br />
Bana göre hastaların çoğunluğu burun ameliyatı konusunda bazı ön yargılara sahipler. En sık gördüğüm olgu ise, ameliyat sonucunda mutlaka doğal olmayan bir sonuç beklenmesi gerektiği. Oysa bu inanç doğru değil. İyi ve başarılı yapılmış bir burun ameliyatı estetiğini hastanın annesi bile farketmeyebilir. Genellikle de burun estetiği işleminde yapılması gereken değişiklikler son derece sınırlıdır. Kemerli ve ucu düşük bir burnu çok doğal ve güzel yapmak için yapmanız gereken çok az değişiklik var. Bunları bilgisayar karşısında hastalarıma gösterdiğim zaman bazen çok şaşırırlar. Milimetrelerle yapılan değişiklikler bazen her şeyi farklı gösterebiliyor. Hastaların sıklıkla sorduğu bir soru da burun düşmesi olayıdır. Burun düşmesi olayının doğru yapılan bir burun ameliyatı sonucunda görülmemesi gerekir.</p>
<p>Burun ameliyatı olmaya karar vermeden önce beklentilerinizi çok iyi düşünmeniz ve bunu doktorunuza ayrıntılı olarak anlatmanız gerekir. Burun estetiği için en iyi adaylar mükemmel bir buruna sahip olmak için değil, görünümlerini düzeltme amacıyla gelenlerdir. Eğer fiziksel olarak sağlıklı ve psikolojik olarak dengeli ve beklentilerinizde gerçekçi iseniz ameliyat için iyi bir aday olabilirsiniz. Burun ameliyatı, estetik amaçları gerçekleştirmek için veya içindeki eğrilikleri düzeltmek ve tıkanıklıkları açarak solunum güçlüğü problemlerini düzeltmek amacıyla yapılabilir. Rinoplasti ameliyat yaşı, 18 yaş ve üstüdür. Gençleri sosyal ve duygusal uygunluğu ve bu ameliyattan ne istediklerinden emin olunmalıdır. Ameliyat yaşının 18 olmasının sebebi bu yaşta genellikle kemik dokuların gelişiminin tamamlanmasıdır.</p>
<p>Hastanın burun şeklindeki estetik değişimi hakkında isteklerinin daha iyi anlaşılması için hastaya daha önce ameliyat edilen hastaların ameliyat önce ve sonrası fotoğrafları gösterilerek yorum yapması istenir. Hastanın yaptığı yorumlar, kendi beklentisi hakkında yol gösterici olur. Modern estetik rinoplasti konusundaki eğilim, yapılan işlemlerin burundan nefes alıp vermeyi bozmadan, burnun her bölgesine dengeli ve rafine bir görünüm kazandırmaktır. Ayrıca burun estetiği ameliyatı, yapıldığı belli olmayan, abartısız doğal bir görünümü amaçlamalıdır. </p>
<p>Ancak nadiren bazı hastalar burnun uç kısmının daha fazla kaldırılmasını ya da profilden görüntüsünün daha fazla kavisli olmasını istemektedirler. Bu konuda en iyi uygulama, hastayla birlikte ayna karşısında hastanın parmak ucuyla burnun ucunun kaldırması ve bu miktarın cetvelle ölçülmesi metodudur. Burun ölçüleri aşırı problemli olan hastalarda, bilgisayar programı kullanılarak burun ameliyatı öncesi çekilen dijital resim üzerinde özel formüllerle yüz ölçülerine en uygun burun ölçüleri hesaplanır. Bu konuda kullanılan yöntemleri ayırdetmek gerekir. Bazı programlar birkaç basit hareketle resim üzerinde ameliyat sonrası tahmini görüntüyü verir. </p>
<p>Hasta bu görüntünün ameliyat sonrası aynısının yapılacağını zanneder. Oysa bu görüntü formül ya da hesaplamaya dayanmadığı için ameliyata hiçbir katkısı olmaz. Sonuçta bambaşka bir görüntü ortaya çıkabilir. Bu nedenle förmüle dayalı yöntemin kullanılması çok önemlidir. Bu hesaplama 15-20 dakika sürebilir. Burun ameliyatı genellikle yapılacak işlemin zorluk derecesine göre ortalama bir-bir buçuk saat sürer.</p>
<p>Anestezi<br />
Burun ameliyatı, cerrah ve hastanın birlikte yaptığı seçimine göre, lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. Lokal anestezide genellikle hafif sedasyon yapılır ve burun ve çevresi dokular uyuşturulur; ameliyat sırasında uyanık olacaksınız fakat ağrıya duyarsız olacaksınız. Ameliyat sonrasında 1-2 saat dinlendikten sonra yürüyerek evinize gidebilirsiniz.</p>
<p>Genel anestezi ise, önce damardan verilen kısa etkili bir anestezik ile solunum durdurulup nefes borusuna konulan tüp yardımıyla verilir. Burun ameliyatı, genellikle bir saat kadar sürer, bazı karmaşık veya ek işlemler gerektiğinde bu süre uzayabilir. Ameliyat sırasında burun derisi alttaki kıkırdak ve kemik dokulardan ayrılır ve istenen biçime getirilir. Biçimlendirme hastanın problemine ve cerrahın seçtiği tekniğe bağlıdır.</p>
<p>Ameliyat<br />
Burun ameliyatı lokal anestezi ile yapılırsa birkaç saat dinlenen hasta yürüyerek evine gönderilebilir. Genel anestezi ile ameliyat yapıldığında ise, hastanede bir gece yatırılıp ertesi ertesi gün taburcu edilir. Ameliyat sonunda burun üstüne alçı atel uygulanır. Alçı atel, 9-10 günde tamamen çıkarılır. Ameliyat ertesi günü gözler etrafında morluk ve şişlikler oluşabilir. Bu şişlikler üçüncü günden sonra gerilemeye başlar, 10-15 günde kaybolur. </p>
<p>Ameliyat bölgesinde 15-20 gün veya daha uzun sürebilen şişlikler olabilir. Bu şişliklerin % 80-90&#8242;ı ilk ayda geçer. Kalan şişlikler ise 6-12 ayda düzelir. Ameliyat, tecrübeli bir plastik cerrah tarafından yapıldığında komplikasyon olasılığı çok azdır. Ancak, infeksiyon, burun kanaması veya anesteziye reaksiyon gibi komplikasyon riski her zaman vardır. Bu risklerin olasılığını cerrahınızın ameliyat öncesi ve sonrası için verdiği tavsiyelere uyarak azaltabilirsiniz. Ameliyat sonrası sızıntı şeklinde kanamalar görülecektir; ancak bunlar bir iki gün içinde tamamen duracaktır. Rinoplasti ameliyatı burun içinden yapılır ve dışta görünür bir skar (iz) oluşmaz.</p>
<p>Rinoplasti ameliyatında eğer &#8220;açık teknik&#8221; kullanılırsa veya yayvan burun deliklerinin daraltılması gerekiyorsa sadece burnun tabanında çok az bir iz kalabilir. Uygun olan hastalarda bu kısmı kesmeden de yani dışta iz bırakmadan da açık burun ameliyatı yapılabilmektedir (bu konuda yaptığım ameliyatları yabancı bir dergide yayınladım). Ameliyattan sonra çok düşük oranda oluşabilen (%5) küçük bir deformiteyi (istenilmeyen kalıcı şişlikler gibi) düzeltmek için sekonder (ikinci) cerrahi girişim gerekebilir. </p>
<p>Sekonder revizyon için yapılan burun ameliyatı, ilk ameliyata göre daha kısa sürer ve genellikle lokal anestezi altında yapılır. Bu tür burun estetiği düzeltme ameliyatlarının şişlikler tamamen düzeldikten sonra tercihan altı ya da 12 ay sonra yapılması uygun olur. Ancak tecrübe ve bilgi yönünden yetersiz cerrahlar tarafından yapılan hatalı ameliyatlar sonucunda oluşan önemli deformiteler veya şekil bozukluklarının düzeltilmesi çok daha güçtür. Cerrahınız size ameliyata nasıl hazırlanacağınız konusunda, yeme ve içme kuralları, sigara içiliyorsa en az 1 hafta önce kesilmesi, yüz yıkanması, gibi talimatlarda bulunacaktır. Bu uyarılara dikkatle uymanız, ameliyatınızın daha kolay geçmesine yardımcı olacaktır.</p>
<p>Estetik burun ameliyatı sonrası<br />
Burun ameliyatı sonrasında ilk 24 saat içinde yüzünüzü şiş hissedersiniz, burnunuz ağrıyabilir, ve künt bir başağrınız olabilir. Özellikle ameliyatın ertesi gün göz kapaklarında morarma ve şişme olabilir. Bu durum birkaç gün içinde dramatik olarak düzelir. Burun tamponlarından sızıntı şeklinde kanama devam edebilir. Birkaç günde durur. Üç gün sonra tamponlar alındığında nadiren tekrar kanama olabilir. Bu durumda tekrar üç gün tampon konması gerekebilir. İlk gününüzü baş hafif yukarıda olacak şekilde yatakta (banyoya gidiş hariç) geçiriniz.</p>
<p>Şişlik ve morlukların büyük kısmı iki hafta içinde geçer. Şişliklerin % 90 civarı ilk ay içinde düzelir. Geri kalan kısmı ise 6 &#8211; 12 ay içinde tamamen geçecektir. Ayrıca birkaç hafta kendinizi halsiz hissedebilirsiniz. Dokularınız iyileşirken en az bir ay kadar burnunuzu çarpmaya karşı korumanız gerekir. Burun tamponlarınız birkaç gün içinde çıkarılır ve kendinizi daha rahat hissedersiniz. </p>
<p>Burun ameliyatı sonrasında dikişlerin alınmasına gerek yoktur çünkü kendiliğinden eriyen dikişler kullanılır. Alçı, 9-10 günde tamamen çıkarılır. Yaklaşık 10-14 gün içinde hasta, okuluna veya, işine geri dönebilecek hale gelir. Aşırı efor gerektiren aktivitelerden (hızlı yürüyüş, yüzme, eğilme, cinsel ilişkiler- kan basıncınızı arttıran her aktiviteden) 2-3 hafta kaçınılmalıdır. Burnunuzu çarpmaktan veya sürtmekten ve güneş yanığından 8 hafta süreyle sakınınız. Yüz ve saçınız yıkarken veya kozmetikleri kullanırken dikkatli davranınız. Kendinizi iyi hisseder hissetmez kontakt lensleri kullanabilirsiniz. İki ay kadar gözlük kullanmayınız. Gözlükler kemiklere baskı yaparak kayma, açılmaya, burun şeklinin bozulmasına neden olabilir. Eğer olağandışı bir şikayetiniz olursa doktorunuzu arayınız. </p>
<p>Burun ameliyatı rinoplasti sonrası ilk günlerde, yüzünüz mor ve şiş iken daha iyi olacağınızı kolaylıkla unutursunuz. Gün ve gün burnunuz giderek daha güzel görünecektir ve ruhsal durumunuz, duygulanımınız düzelecektir. Halen, iyileşme yavaştır ve adım adım ilerler. Ufak şişlikler bir yıl veya daha uzun süre devam edebilir. Bu arada ailenizden ve bazı arkadaşlarınızdan değişik tepkiler görebilirsiniz. Burnunuzda büyük bir fark olmadığını söyleyebilirler. Ya da bir aile geleneğini bozmuşsunuz gibi gücenik davranabilirler. Böyle bir durumda öncelikle niçin ameliyat olmak istediğinizi hatırlayınız ve düşününüz. Eğer beklentilerinizin büyük kısmı oluştuysa, amacınıza ulaşmışsanız size yapılan cerrahi girişim başarılı olmuştur. </p>
<p>Güzel Burun Nedir?<br />
Bu sorunun bir cevabı hem var hem yok. Aslında güzel burundan bahsetmek yerine güzel yüzden bahsetmek doğru olur bence. Bir burnun tek başına görünüşü çok estetik olmayabilir ama bazı yüzlerde çok güzel durabilir. Doğrusu, her yüze yakışacak farklı bir burun planlamak gerekiyor. Diğer yandan da belli oranların olması gerekli. Bir çok farklı görüş olmakla beraber herkezin kabul ettiği 8-10 tane çok bilinen çok kabul görmüş oran var. Bazıları Da Vinci nin olan bu formülleri kullanmak yine de ayrı bir birikim ve tecrübe gerektiriyor.</p>
<p>Bu nedenle estetik plastik cerrahınızın sanatsal estetik görüşü olması gerekiyor. Yani hangi yüze nasıl bir burun şeklinin yakışacağını belirleyebilmelidir. Tabii bunu belirledikten sonra da teknik olarak uygulayabilmeli istediği sonucu alabilmelidir. </p>
<p>Estetik Burun Ameliyatı fiyatları ücretleri ücreti maliyeti<br />
Rinoplasti burun ameliyatı estetik ücretleri, ameliyatın lokal anestezi ya da genel anestezi altında yapılmasına göre değişmektedir. Burun ameliyatı lokal anestezi altında yapıldığında maliyeti daha az olmaktadır. Genel anestezi altında yapıldığında ise anestezi maliyeti, özel hastane yatak masrafı eklendiğinden dolayı daha yüksek maliyet çıkmaktadır. Ameliyat kalitesi olarak lokal anestezi ya da genel aneztezi altında yapılması farketmemektedir. Genel anesteziden uyanma daha geç olmakta, ayrıca bir gece hastanede yatış gerekmektedir. Lokal anestezi altında yapılan burun ameliyatı sonrasında ise hasta birkaç saat dinlendikten sonra ayağa kalkabilmektedir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/burun-estetigi-ameliyati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüz Gerdirme Ameliyatı</title>
		<link>http://www.makale.us/yuz-gerdirme-ameliyati.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/yuz-gerdirme-ameliyati.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 22:03:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[gerdirme]]></category>
		<category><![CDATA[liposakşın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=908</guid>
		<description><![CDATA[Yüz estetiği başka bir deyişle yüz germe ameliyatı, kişinin gevşeyen ya da sarkmış yüz derisinin sarkan kesimlerinin alınıp, daha genç bir yüz yüz haline getirilmesi anlamına gelir. Yapılacak ameliyat, Yüz Gerdirme Ameliyatı yaşlanmayı durdurmaz, fakat hayatı saate benzetecek olursak saati geri çevirir diyebiliriz, hastanın yüzünde gençleşme sağlar. Yaşlanma saati geri döndürülür, fakat çalışmayı sürdürür.
Yaşlandıkça buruşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/mid-face-lift-2.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/mid-face-lift-2.jpg" alt="" title="mid-face-lift-2" width="250" height="251" class="alignright size-full wp-image-909" /></a>Yüz estetiği başka bir deyişle yüz germe ameliyatı, kişinin gevşeyen ya da sarkmış yüz derisinin sarkan kesimlerinin alınıp, daha genç bir yüz yüz haline getirilmesi anlamına gelir. Yapılacak ameliyat, Yüz Gerdirme Ameliyatı yaşlanmayı durdurmaz, fakat hayatı saate benzetecek olursak saati geri çevirir diyebiliriz, hastanın yüzünde gençleşme sağlar. Yaşlanma saati geri döndürülür, fakat çalışmayı sürdürür.</p>
<p>Yaşlandıkça buruşan ve gevşeyen yüz derisi yanakların sarkmasına, gerdanın kat kat olmasına, boyunda çizgiler belirmesine yol açmaktadır. Yüz gerdirme ameliyatıyla bütün bu sorunların bir seferde giderilmesi mümkündür. Zor fakat çok tehlikeli olmayan bu işlemde lokal uyuşturma uygulanıyor ve üç saat içinde cerrah deriyi kulakların önünden, arkasından ve çene altından kesiyor, gevşemiş deri fazlasını alıyor, yağ birikintilerini gideriyor, deriyi yeniden dikiyor. Dikiş izleri çene altında ve kulak arkasında saç kıvrımları altında kalıyor. Bu işlem sırasında ve sonrasında çok az acı duyuluyor. 10 gün ile bir ay arasında ameliyatın etkileri geçiyor. Ne var ki altı yedi yıl sonra aynı sorunlar yeniden kendini gösteriyor.<br />
Bu tür ameliyatın erkekler açısından getirdiği bir sorun daha var. Çene üzerindeki deri gerilmek üzere kulak arkasına çekilince bu kez sakallar kulak arkasında çıkmaya başlıyor! Erkeklerin kulak arkalarını da traş etmek durumunda kalacaklarını bilmeleri gerekir.</p>
<p>Yüz Gerdirme Operasyonu Sonrasında 2. Bir Ameliyat Gerekir mi?</p>
<p>Kimi hastalar ameliyattan 7 ila 15 sene sonra yeniden ameliyata ihtiyaç duyarken, pek çok kişide 2. bir yüz germe ameliyatı gerekmez.<br />
Ameliyat İzleri Belli Oluyor mu?</p>
<p>Hayır izler belli olmaz, fakat çok yakından dikkatlice bakılırsa bu ameliyat izleri fark edilebilir bu izleri ortadan kaldırmak için hafif bir makyaj yapılabilir.</p>
<p>Yüz Gerdirme Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?</p>
<p>Derinin yaşlanması ile beraber deri yapısındaki elastik lifler gittikçe azalır, derinin altındaki yağ dokusu iyice incelir. Böylece zamanla çoğalan ve derinleşen yüzdeki kırışıklar ve çizgiler ortaya çıkar. Buna yüzün yaşlanması adını veriyoruz. Yüz germe ameliyatı yaşlanma neticesinde bollaşan yüz derisinin uygun bölgelerden kesilip yüzün yan taraflarından arkaya ve yukarı doğru çekilerek gerilmesi ve fazla kısımlarının kesilerek yeniden dikilmesi durumudur.</p>
<p>Ameliyat Esnasında En Çok Neye Dikkat Ediyorsunuz?</p>
<p>Bilindiği gibi bütün ameliyatların kendine has püf noktaları vardır, yüz germenin de çok önemli püf noktaları söz konusu. En mühim noktalardan biri, yüz mimik kaslarını hareket ettiren yüz sinirinin korunması ve zarar görmemesidir. Sözünü ettiğimiz bu sinir her iki yanakta çok ince dallara ayrılmakta ve derinin altında uzanmaktadır.</p>
<p>Yüz Gerdirme Ameliyatını En Çok Kimler Yaptırıyor?</p>
<p>Estetik ameliyat yaptıranlarla ilgili araştırmalar gerek dünyada, gerekse yur­dumuzda bu alanda doktor ve hasta sayısının hızla arttığını, kadınların erkek­lerden fazla olduğunu, ama erkeklerin sayısının da hiç azımsanmayacak bir düzeye eriştiğini göstermektedir. Örneğin, Fransa’da, estetik müdahale geçiren her on kişiden biri, ABD’nin Los Angeles kentin­de ise üçü erkektir. Türkiye’de bu konuda henüz sağlıklı bir araştırma yapılmış değil. Ancak Hacettepe Üniversitesi’ne estetik müdahale geçirmek üzere başvuranların % 30′unun erkek olduğu saptanmıştır. En çok ameliyatla düzelttirilen organların da kadınlarda burun ve göğüsler, erkeklerde burun olduğu anlaşılmış. Her iki cinsin çabasının da öncelikle güzel, çekici görün­mek olduğu çok açık.</p>
<p>Anladım, Peki Bu Ameliyat Ne Kadar Sürüyor?</p>
<p>Fazla değil, eğer sadece yüz germe ameliyatı yaptıracaksanız 1-2 saat içinde opersyonu bitiriyoruz.</p>
<p>Peki Bu Ameliyat Tehlikeli midir? Yani Kalıcı Bir Hasar Görebilir miyim?</p>
<p>Ameliyatı olmadan önce çok iyi bir araştırma yapın. Alanında uzman, deneyimi, tecrübesi olan uzmanlar tarafından yapıldığında çok fazla bir riski yoktur. Ancak hemen söyleyelim ki her ameliyatta bir risk vardır. Bu riski göze almalısınız. Deri altında kan toplanması, (doktor tarafından alınmalıdır), yüz kaslarının sinirlerine hasar (bu geçici bir hasardır), enfeksiyon, ve anestetik reaksiyonlar, görülebilecek ameliyat sonrası sıkıntılardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/yuz-gerdirme-ameliyati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Solaryum Nedir?</title>
		<link>http://www.makale.us/solaryum-nedir.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/solaryum-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 22:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[solaryum]]></category>
		<category><![CDATA[solaryum fiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[solaryumun zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[Solaryum makineleri , güneş ışığının insanlar üzerindeki , sağlığı teşvik eden etkilerini kullanılabilir hale getirmek amacı ile üretilmişlerdir.
Güneş ışınları , görünebilen orta dalga boyundaki gün ışığı , görünmeyen enfaruj ve ultraviyole ışınlarının bileşiminden oluşmaktadır.
Ultraviyole ışınlar üçe ayrılmaktadır. UV-A , UV-B ve UV-C . İnsan için zararlı olan UV-C ışınları ozon tabakası tarafından filtre edilmektedir.
UV-A ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/solarium-sennik.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/solarium-sennik-300x212.jpg" alt="" title="solarium-sennik" width="300" height="212" class="alignright size-medium wp-image-906" /></a>Solaryum makineleri , güneş ışığının insanlar üzerindeki , sağlığı teşvik eden etkilerini kullanılabilir hale getirmek amacı ile üretilmişlerdir.<br />
Güneş ışınları , görünebilen orta dalga boyundaki gün ışığı , görünmeyen enfaruj ve ultraviyole ışınlarının bileşiminden oluşmaktadır.<br />
Ultraviyole ışınlar üçe ayrılmaktadır. UV-A , UV-B ve UV-C . İnsan için zararlı olan UV-C ışınları ozon tabakası tarafından filtre edilmektedir.<br />
UV-A ve UV-B ışınlarının etkileri de birbirinden farklıdır. UV-B ışınları<br />
UV-A ışınlarından 1000 kat güçlü , yakıcı , agresif ışınlardır. UV-A ışınları ise pigmentlerin renk değiştirmesini sağlamaktadır.<br />
Deri üç tabakadan oluşmaktadır. İlk önce üst deri tabakasına gelen UV ışınları bronzlaşma mekanizmalarını harekete geçirmektedir. Bunlar bronzlaşma ve yeni pigment oluşumunu sağlayan mekanizmalardır.<br />
UV-A ışınları cildin koruma mekanizmasını harekete geçirerek pigmentlerin renk değiştirmesini ve dolayısıyla bronzlaşmayı sağlamaktadır.<br />
UV-B ışınları çok az miktarda uygulandığı takdirde yeni pigment oluşumunu ve üst derinin kalınlaşmasını sağlamaktadır. Bu yeni pigmentler derinin üst tabakasına doğru ilerlerken UV-A ışınları ile karşılaştıkları takdirde , daha kalıcı ve derin bir bronzluk oluşur.<br />
İşte solaryum da aynı biyolojik mekanizmayı harekete geçirmektedir. Solaryumla bronzlaşma güneş ile aynı efektlere sahiptir. Tek fark solaryum da ışınların optimal fayda sağlayacak şekilde kombine ve filtre edilmiş olmasıdır.</p>
<p>İLK SOLARYUM TECRÜBESİ</p>
<p>Solaryuma Girerken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar !..</p>
<p>· Ten tipine uygun makine ve kullanım süresi belirlenmelidir. Herkesin aynı makineye aynı seans süresiyle girdiği dönemler çoktan tarih oldu. </p>
<p>· Son teknoloji ürünü solaryum cihazlarını tercih edin. Çünkü antikalar bronzlaşmak için değil seyredilmek içindir.</p>
<p>· Solaryum cihazlarında kullanılan ampullerin 600 saatte bir değiştirilmesi gereklidir. Ampulu bitmiş makine son kullanma tarihi geçmiş ilaca benzer. O yüzden kendinizi işinin ehli, profesyonel, bilgisayar kontrollü işletmelere teslim edin. Aksi takdirde “10 seans girdim, neden hala beyaz peynir gibiyim ?” şeklinde bir soru beliriverir aklınızda. Aldığınız renkte kaynayan yumurtanın suyuna soğan kabuğu atıldığında yumurtanın aldığı renge benzer. Boşa giden zaman ve parada cabası.</p>
<p>· İdeal ten rengi için, beyaz tenlilerin kar bronzluğu, koyu tenlilerin ise deniz bronzluğu tarzında renk veren makineleri tercih etmeleri gereklidir. Tabi bunun için kar ve deniz bronzluğu mantığının ne olduğunu bilen işletmeler önemlidir. Aksi takdirde çayır çimen geze geze yanığı ya da çöl yanığı olabilirsiniz.</p>
<p>· Her solaryum seansından önce makyaj ve parfüm iyice temizlenmelidir. Yoksa cildinizde oluşacak lekeleri temizlemenin makyaj temizlemekten daha zor ve uzun sürdüğünü öğrenmiş olursunuz.</p>
<p>· Solaryuma özel ürünler dışında koruyucu bir madde kullanılmamalıdır. Yinede maceracı ruhunuz sayesinde bilmediğiniz bir şeyi denemek istiyorsanız en azından küçük ve kimsenin kolay kolay göremeyeceği bir bölgenizde test edin. </p>
<p>· Gözlük kullanılmalı ve direkt ışığa bakılmamalıdır. Vücudunuzdaki pamukçukları UV ortamında izlemek istiyorsanız bunu bir bar ortamında yapmanız göz sağlığınız açısından daha faydalı olacaktır.</p>
<p>· Prospektüslerinde UV ışınlarına karşı duyarlılık yaratabilir ibaresi olan ilaçlar kullananlar solaryuma girmemelidirler. Genelde ilaçlar komşulardan alındığından komşunuza ya da en iyisi bir eczacı veya doktora danışın.</p>
<p>· Alkol kullanımından sonra solaryuma girilmemelidir. Çünkü UV ışınları ve ısı, kan dolaşımınızı hızlandıracağından alkol duvarını aşmanız kolaylaşır. Alkollü solaryum kullananlar için henüz bir ceza yok ama siz yine de tedbiri elden bırakmayın.</p>
<p>· Epilasyon, ağda, cilt bakımı sonrasında solaryuma girilmemelidir. Cildiniz hassaslaştığı için bir süre ara vermeniz teninize iyi gelecektir. </p>
<p>· Kontakt lensler ve takılar çıkartılıp solaryuma girilmelidir. Aksi takdirde lensleriniz kurur. Lensin kurumuşu kayısının kurumuşuna benzemez. Gözede iyi gelmez. </p>
<p>· Kalıcı makyaj ve lazer uygulamalarından sonra solaryuma girilmemelidir. Kaş yapayım derken göz çıkartmayın ve biraz bekleyin. Kimse mükemmel değildir.</p>
<p>· 16 yaşından küçükler solaryuma girmemelidir. Çünkü UV ışınları büyümeyi etkileyebilir. Ciltte henüz taze olduğundan gereken tek şey sabır.</p>
<p>· Şüpheli durumlarda doktora danışılmalıdır. Her türlü korunma yöntemi faydalıdır.</p>
<p>· Seans öncesi ve sonrası profesyonel solaryum kozmetik ürünleri kullanılmak cildin nem dengesi, görüntü ve kalıcılık açısından faydalıdır. Ayda 5 kere solaryuma gireceğinize kozmetik kullandığınızda 3 kere girmeniz yeterli olacaktır.</p>
<p>· Bronzlaşma sürecinizin başlangıcında 2 seans arasında minimum 2 gün ara vermeniz, yeni renk hücreleri üretiminize zaman tanımanız açısından sağlıklı olacaktır. Aynı zamanda gece rahat uyursunuz. </p>
<p>· Solaryum seansının öncesinde ve sonrasında duş almak sağlıklıdır. Eğer solaryumdan sonra duş alınmaz denen bir yerdeyseniz, yanlış bir yerdesiniz demektir. Ölü deriyi atmak için peeling ve kese yapılabilir. Daha rahat bronzlaşırsınız ve benim yarim mis gibi kokuyor parçası sizin için söylenebilir.</p>
<p>· Aynı gün içerisinde hem solaryum hem de güneş banyosu aşırı yüklenmeden dolayı tavsiye edilmez. Her konuda abartmayı sevdiğimiz için bu konuda da dozu kaçıranlar olacaktır. Hiç olmazsa daha iyi değil mi?</p>
<p>· Solaryum kozmetikleri güneşte, güneş kozmetikleri de solaryumda kullanılmaz.<br />
Koruma faktörlü güneş kozmetiği kullanarak solaryuma girmek yağmurlukla duş almaya benzer ve dalmaçyalı köpeğiniz varsa köpekler sahiplerine benzer tezini doğrulamış olursunuz.</p>
<p>· Düzenli solaryuma giren kişilerin cilt tiplerine uygun nemlendiriciler kullanması cilt sağlığı ve görüntü açısından faydalıdır. Annenizin nemlendiricisi size uygun olmayabilir. O yüzden paraya kıyın, cilt tipi analizi yaptırıp, kendinize iyi bir nemlendirici alın. Bunu geleceğinize yaptığınız bir yatırım olarak düşünün.</p>
<p>· Vücudunda et beni bulunanların güneşe çıkmadan ya da solaryuma girmeden önce doktorlarına danışmaları gereklidir. Güneşlenme öncesinde benleri koruma altına almak en doğru yoldur. Yoksa bütünüyle koruma altına alınabilirsiniz.</p>
<p>· Solaryumda terleyerek zayıflamak söz konusu değildir. O yüzden klimalı makineleri tercih edin ve rahatınıza bakın.</p>
<p>· Vücudunuzda dövme varsa ve özellikle yeniyse kapatırsanız iyi olur. Eğer bana bir şey olmaz diyorsanız dövmeniz solar. </p>
<p>· Gelelim en önemli noktaya, solaryum cinsel gücü artırır. UV-B ışınları vücutta D Vitamini üretimini sağlayarak direnç mekanizmalarını güçlendirir. Kan dolaşımı hızlanır ve hücrelere daha fazla oksijen gider. Vücudun verimi artar. Bronz görüntünün sağladığı özgüvende tetikleyici etki yapar. Bronz ten ile cinsel güç arasında doğru orantı sizi solaryum fanatiği haline dönüştürebilir</p>
<p>SOLARYUMUN FAYDALARI</p>
<p>•Derinin alt tabakasına nüfuz ederek sedef hastalığının bazı türlerine iyi gelir.<br />
•Ciltteki akne ve sivilce izlerinin tedavisinde kullanılır.<br />
•Solaryum ışınları metabolizmayı güçlendirerek solunumu düzenler ve soğuk algınlığına yakalanma riskini üçte bir oranında azaltır.<br />
•Virüslü hastalıklara karşı vücut direncini artırır.<br />
•Kansere karşı güçlü koruma sağlar. ( Göğüs , bağırsak , prostat vs. )<br />
•Kalsiyum eksikliğinden kaynaklanan kramplara karşı etkilidir.<br />
•Güneş banyolarında UV-B ışınları cildin su toplamasına ve soyulmasına neden olurken , solaryum da kullanılan optimize edilmiş ışınlar sayesinde böyle bir durum söz konusu değildir.<br />
•Solaryum , endorfin ( mutluluk hormonu ) salgılanmasını sağlar. Cinsel gücü artırır.<br />
•Bronz ten kişinin öz güvenini artırır ve kendisini iyi hissetmesine neden olur.<br />
•UV-B ışınları D vitamini üretimini sağlayarak osteoporoz yani kemik erimesine karşı koruma sağlar.<br />
•Depresyonlara karşı etkilidir.<br />
•Kalp ve dolaşım sistemini güçlendirir. Vücudun verimini artırır.</p>
<p>Hamilelik ve solaryum<br />
Hamile kadınların cildi daha hassastır ve güneş yanığına karşı daha korumasızdır. Hamilelik sırasında pigment yapıcı melanositleri uyaran hormon düzeyleri yükselir. Bu durum hamile kadını aşırı pigmentasyona karşı duyarlı hale getirir. Eğer yüzünüzde hamilelik maskesi oluşmuşsa yani düzensiz ve koyu renk değişiklikleri varsa, ultra viyole ışınlarına karşı aşırı duyarlısınız demektir. Bu durumda cildiniz güneş ışınlarına her zamankinden daha fazla ve daha şiddetli cevap verecektir. Bununla birlikte güneş altında uzun süre geçirmeniz hem vücut sıcaklığınızın aşırı artmasına hem de vücudunuzdaki suyun azalmasına neden olabilir. Her iki durum da hamileliğiniz açısından olumsuz etkiler yaratabilir. Tüm bu nedenlerden dolayı hamileyken uzun süre güneş altında kalmanız önerilmez.<br />
Yapay ultra viyole ışınları yani solaryumun gelişmekte olan bebek üzerindeki etkilerini inceleyen yeterli sayıda araştırma ne<br />
yazık ki mevcut değildir. Kısıtlı sayıda bazı araştırmalar bu tür uygulamaların folik asit eksikliğine neden olabileceğini düşündürmektedir. Bunun nedeni güçlü ve uzun süre maruz kalınan ultra viyole ışınlarının vücuttaki folik asidi parçalayarak etkin bir şekilde kullanımını engellemesidir. Kısaca, hamilelikte solaryum konusunda net bir cevap yoktur, bu nedenle en doğrusu 9 ay beklemek veya doktorunuza ciddi olarak bu konuyu danışmaktır </p>
<p>Cilt Tipi Analizi</p>
<p>Solaryum hizmetinin bilinçli bir şekilde verilebilmesi için bu konuda uzman danışmanlara ihtiyaç vardır. Herkesin ten tipi farklı, dolayısıyla ihtiyaçları da farklıdır.<br />
Bu yüzden bazı profesyonel olmayan işletmelerde olduğu gibi herkesin aynı makinaya 20 dakika süreyle girmesi ve müşterinin gireceği makinayı kendisinin belirlemesi yanlıştır. Bu konuda yapılacak ilk işlem, danışman tarafından gelen kişiye cilt tipi analizi yapılarak, kendisine uygun makina, seans süresi ve kozmetik ürünün belirlenmesidir.</p>
<p>Cilt Tipi : 1</p>
<p>Hassas Ciltler</p>
<p>Göz rengi : Açık renk<br />
Saç rengi : Kızıl, açık sarı<br />
Ten : Hassas, alerjik, çilli<br />
Güneş ve solaryum çok kısa sürelerle uygulanmalıdır. Güneşte 15 dakikadan fazla korumasız kalınmamalıdır. Solaryum kullanımında ise 5 dakikalık seanslarla başlanmalıdır. Daha sonra kademeli bir şekilde seans süreleri 10 maksimum 15 dakikaya kadar çıkarılabilir. Güneş alerjisi kısa süreli solaryum seansları ile önlenebilir. İki seans arasında minimum 2 gün ara verilmelidir. Ciltte kızarıklık meydana gelmesi durumunda cilt normale dönene kadar güneş ya da solaryum banyosu yapılmamalıdır. Koyu renk filtreli cihazları tercih etmeleri gerekir. Cilt tipi 1 olan kişilerle çok sayıda pigment beni ve et beni bulunabilir. Bu durumda mümkün olduğunca az UV ışınları ile temas edilmesinde fayda vardır. Kar bronzluğu tarzında renk veren cihazları tercih etmeleri uygundur.</p>
<p>Cilt Tipi : 2</p>
<p>Beyaz Ciltler</p>
<p>Göz rengi : Yeşil, mavi, ela<br />
Saç rengi : Açık kumral, sarı<br />
Ten : Beyaz, hassas<br />
Korumasız olarak güneşe çıkmaları sakıncalıdır. Kolay yanık alabilirler. Solaryum seanslarına 10 dakikalık seanslarla başlayabilirler. Daha sonra seans süreleri 15 &#8211; 20 dakikaya kadar kademeli bir şekilde çıkarılabilir. Koyu renk filtreli makinaları tercih etmelerinde fayda vardır. Açık renk filtreli cihazlarda kızarma ihtimalleri yüksektir. Kızarma istenmeyen bir durumdur. Kızarma meydana geldiğinde geçene kadar UV ışınlarından uzak durulmalıdır. Kar bronzluğu tarzında renk veren cihazları tercih etmeleri gerekir. </p>
<p>Cilt Tipi : 3</p>
<p>Normal Ciltler</p>
<p>Göz rengi : her renk olabilir<br />
Saç rengi : kumral<br />
Ten rengi : normal, hassasiyeti az<br />
Güneş hassasiyetleri cilt tipi 1 ve 2 olan kişilere göre daha azdır. Başlangıç seansları 10 &#8211; 15 dakika arasıdır. İlerleyen seanslarda maksimum seans süreleri 25 dakikaya kadar çıkabilir. İlk seanslarda kar bronzluğu tarzında renk veren koyu renk filtreli cihazları tercih edip, renk oturduktan sonra deniz bronzluğu tarzında renk veren açık filtreli cihazlara tercih etmeleri gerekir.</p>
<p>Cilt Tipi : 4</p>
<p>Koyu Ciltler</p>
<p>Göz rengi : Kahverengi, siyah<br />
Saç rengi : Koyu kahve, siyah<br />
Ten : Esmer, buğday<br />
Güneş hassasiyetleri hemen hemen hiç yoktur. Solaryuma 15 &#8211; 20 dakikalık seanslarla başlayabilirler. Maksimum girebilecekleri süre 25 &#8211; 30 dakika arasıdır. Açık renk filtreli cihazlara girmeleri uygundur. Aksi takdirde ilerleyen seanslarda renkleri matlaşabilir. Deniz bronzluğu tarzında renk veren cihazlar kendileri için idealdir. </p>
<p>UV HAKKINDA<br />
•UV Işınları bulutları % 90 oranında geçebilir<br />
•Kardan % 80 oranında yansır<br />
•Gölgede % 50 UV mevcuttur<br />
•Kum % 25 oranında yansıtır<br />
•Su yüzeyinin altına % 95 oranında geçer<br />
•Her 300 m yükseklik farkında % 4 UV miktarı artar</p>
<p>Uyarı ve Tavsiyeler</p>
<p>DOZAJLAMA VE CİLDİN UV’ YE MARUZ KALMASININ SINIRLANDIRILMASI</p>
<p>Solaryum kullanılmaması gereken durumlar :<br />
· 16 yaş altındaki çocuk ve gençlerde<br />
· UV – Cilt tipi 1 olan kişilerin bir bölümü<br />
· Akut hastalıklarda<br />
· Hastalıklı cilt reaksiyonlarında ya da güneş ışınlarından dolayı yoğunlaşan deri hastalıklarında<br />
· Cildin çok sayıda pigment benlerine ( 40-50 den fazla ) tipik olmayan pigment benlerine ( konjenital ) sahip olması durumunda<br />
· Güneş gören cildin/güneş yanığı lekeleri oluşturmaya ( Lentigines ) meyilli olması durumunda<br />
· Çocuklukta çok sayıda güneş yanığı geçirildiyse<br />
· Cildin cilt kanserine ait ön belirtileri göstermesi, cildin cilt kanserine karşı genetik yatkınlığa sahip olması, cilt kanseri hastalığının geçirilmesi durumunda<br />
· Organ naklinden sonra<br />
· Kan bağı olan akrabalarda bir Malign Melanom ortaya çıkması durumunda<br />
· İlgili noktalarda belirsizlik varsa bir doktora danışılmalı<br />
Foto alerjik, foto hassaslaştırma ya da foto toksik tepkilerin ihtimal dahilinde olması sebebiyle solaryumların kullanımında aşağıda belirtilenler dikkate alınmalıdır :<br />
· Cilde sürülen kozmetik ürünlerin mümkünse ışınlanmadan bir kaç saat önce silinmesi<br />
· Işınlama esnasında güneş koruma ürünlerinin kullanılmaması<br />
· Dahili ya da harici olarak foto hassasiyeti yaratabilecek herhangi bir ilaç ya da maddenin kullanılmaması<br />
Akut ( ya da kronik ) göz hasarlarından sakınılmak amacıyla :<br />
· UV Koruma gözlüğü olmadan ışınlama yapılmamalı</p>
<p>UV’ YE MARUZ KALMALARIN VE IŞINLANMALARIN KİŞİSEL DOZAJLAMASI<br />
Sağlık risklerinin sınırlandırılması amacıyla UV cilt ışınlamasına ilişkin aşağıdaki dozajlama esaslarının yerine getirilmesi önemlidir.<br />
· UV ışınlamaları daima güneş yanığından sakınılarak gerçekleştirilmeli<br />
· Buna rağmen güneş yanığı meydana gelmiş ise güneş yanığının iyileşmesine kadar başka ışınlama yapılmamalıdır.<br />
· Işınlamalar fazla sıklıkla yapılmamalıdır ve toplam sayıları açısından ve bir ışınlama serisi içerisinde sınırlandırılmış olmalıdır.<br />
· Bir ışınlama serisinden sonra ışınlama toplam süresine eşit olan bir ışınlama arası verilmelidir.<br />
IŞINLAMA SIKLIĞI<br />
· Azami olarak günde bir UV ışınlarına maruz kalma ( Bu solaryumdaki ve güneş altındaki ışınlamalar için geçerlidir. Asla aynı günde hem solaryum hem de güneş banyosu yapılmamalıdır. )<br />
· Işınlamalar arasında 2 ile 3 günlük aralar verilmelidir.<br />
· Güneş yanığı ortaya çıkması durumunda ancak geçmesinden sonra yeniden ışınlamaya başlanmalı<br />
· Haftada azami 3 ışınlama<br />
· Ayda azami 10 ışınlama<br />
· Seri başına azami 10 ışınlama tavsiye edilir. Bunun ardından bir ara verilmeli<br />
· Yıllık azami 50 güneş banyosu ya da solaryum kullanımı tavsiye edilir.</p>
<p>Güneşle arasındaki fark</p>
<p>Solaryumda güneş ışınlarının zararlı etkilerini kontrol altına alabilmek mümkündür. Solaryum makinelerinde ışınlar insan sağlığına en uygun şekilde filtre edilebilir ve ten tipine göre ayarlanabilir. Dolayısıyla güneşte oluşabilecek aşırı kızarma, soyulma, su toplama gibi durumlar solaryumda söz konusu değildir.<br />
Solaryum ile güneş eşit derecede bronzlaşmayı sağlar; bronzluğunun kalıcılık süreleri de aynıdır.</p>
<p>D vitamini sentezi yapar mı?</p>
<p>Evet, yapar.<br />
D vitamini kemik erimesini önlemede büyük rol oynayan önemli bir vitamindir.<br />
UV ışınları, ister doğal olsun ister yapay, vücutta D vitamini üretimini sağlayan en önemli kaynaktır. D vitamininin temeli derinin sentezidir. Yani derimiz ultra viyole ışınları ile temas edince D vitamini üretir.<br />
Giysiler ve camlar derinin bu üretimini engeller. Yaşlı insanlar ve küçük çocuklar güneş ışınlarıyla az temas ettikleri için D vitamini eksikliği çekme riski taşır.<br />
D vitamini eksikliği çocuklarda raşitizm, yaşlılarda ise osteomalasi hastalığına neden olabilir.<br />
D vitamini aynı zamanda hayvansal gıdalarla da alınabilir: somon, sardalya, ringa gibi yağlı balıklar, balık karaciğeri, yumurta sarısı ve sütlü ürünler gibi.</p>
<p>12 soruda solaryum</p>
<p>1. Solaryum zararlı mıdır?<br />
Kuralına uygun girilirse kesinlikle zararlı değildir.</p>
<p>2. Zararlı olmadığının en önemli kanıtı nedir?<br />
Tüm solaryum üreticisi firmalar sağlık açısından TÜV,CE ve DIN gibi normlara uymak zorundadır.Aksi taktirde ürünlerini diğer ülkelere satamazlar.</p>
<p>3. Ülkemizde bunları denetleyen bir kurum var mıdır?<br />
Elbette vardır. Aksi halde distribütör firmalar bu cihazları ithal edemez ve satamazlar.</p>
<p>4. Solaryumun güneşten farkı nedir?<br />
En önemli fark solaryum cihazları filtreli olduğu için, güneş gibi ozon tabakası delindiği için kansorejen etkisi olan ışınlar cilde temas etmez.</p>
<p>5. Solaryum cildi kurutur mu?<br />
Gereksiz derecede fazla girilirse tabi ki kurutur.</p>
<p>6. Solaryuma girerken nelere dikkat etmeli?<br />
Tüplerin yeni olmasına, filtreli ve havalandırma sistemli olmasına ve dezenfekte edilmesine…..</p>
<p>7. Kaç dakika girmeliyiz?<br />
Eğer kişi ilk defa giriyor yada uzun zamandan beri ilk defa giriyor ise cilt yapısına göre 5 yada 10 dk girmeli solaryuma girmeye alışmış ise maksimum 20 dk girmelidir.</p>
<p>8. Toplam kaç seans girmeliyiz?<br />
Bu tamamen cilt yapısına bağlıdır. Fakat ilk etapta 6 ya da 7 seansı geçmemelidir. Daha sonra ara sıra girilerek renk korunabilir. </p>
<p>9. Solaryuma girmeden önce ne yapmalıyız?<br />
Makyaj ve cilt üzerindeki deodorant, parfüm ve benzeri şeyler iyice temizlenmeli ve ayrıca gözlerde lens varsa çıkartılmalıdır. </p>
<p>10. Solaryumda gözler açık kalabilir mi?<br />
Mutlaka özel gözlükleri kullanılmalıdır.</p>
<p>11. Solaryumun faydaları nelerdir?<br />
Doğru girildiğinde yağ salgılamasını dengeler ve sivilcelerin kurumasına yardımcı olur,sırt ,omuz ve boyun ağrılarını azaltır, vücutta D vitamini sentezi oluşturarak kemik erimesinin önlenmesine yardımcı olur.</p>
<p>12. Solaryumdan sonra nelere dikkat edilmeli?<br />
Bol bol su içilmeli,yüz ve vücut için nemlendirici kullanmalı. Hem böylece çok daha kalıcı bir bronzluk ortaya çıkar.Hemen ardından makyaj,parfüm ve benzeri kullanılmamalı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/solaryum-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karın Ağrısı</title>
		<link>http://www.makale.us/karin-agrisi.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/karin-agrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 21:55:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=902</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle ani başlayan karın ağrılarında mutlaka hekime danışılması ve danışılmadan ağrı kesici ilaç alınmaması gerekir&#8230;İSTANBUL &#8211; Karın ağrısı başlı başına bir hastalık değil, bir belirtidir. Özellikle ani başlayan karın ağrılarında mutlaka hekime danışılması ve danışılmadan ağrı kesici ilaç alınmaması gerekir&#8230;
Ağrı toplumda en çok görülen şikayetlerden biri olup, karın ağrıları da hemen herkesin yaşamı boyunca en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/karinagrisi.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/karinagrisi-193x300.jpg" alt="" title="karinagrisi" width="193" height="300" class="alignright size-medium wp-image-903" /></a>Özellikle ani başlayan karın ağrılarında mutlaka hekime danışılması ve danışılmadan ağrı kesici ilaç alınmaması gerekir&#8230;İSTANBUL &#8211; Karın ağrısı başlı başına bir hastalık değil, bir belirtidir. Özellikle ani başlayan karın ağrılarında mutlaka hekime danışılması ve danışılmadan ağrı kesici ilaç alınmaması gerekir&#8230;</p>
<p>Ağrı toplumda en çok görülen şikayetlerden biri olup, karın ağrıları da hemen herkesin yaşamı boyunca en az bir kez karşılaştığı bir durumdur. Karın ağrısının birçok nedeni var. Fazla gıda alımı, uygunsuz beslenme ve basit enfeksiyonlarda karın ağrısı sebeplerinin başında geliyor. </p>
<p>Acıbadem Hastanesi Kadıköy Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Korhan Taviloğlu, karın ağrısının önemli bir bulgu olabileceğini belirterek şöyle diyor:<br />
“Aniden yani, 6 saat içinde başlayan karın ağrısı ile karakterize karın hastalığı “akut karın” olarak anılmaktadır. Ağrıyı takiben 6 ile 12 saat içinde bulantı ve kusma olması genellikle mide-bağırsak sisteminde bir tıkanıklığın göstergesidir. Bağırsakta olan bir iltihabi bir olay ise kendisini iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi belirtilerle gösterir. Ani başlayan karın ağrısı olan her hasta detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Bir haftayı aşan bir süredir karın ağrısı olan hastada ‘akut karın’ tablosu düşünülmez, ancak bu durum bir hekim tarafından araştırılmalıdır.” </p>
<p>BİRÇOK HASTALIK, KARIN AĞRISINA NEDEN OLABİLİR!<br />
Karnın değişik bölgelerindeki ağrıları, o bölgeye has organların hastalıklarının belirtisi olabiliyor. Mide ve bağırsak bozuklukları, böbrek taşları, kadın ve erkek üreme organlarının hastalıkları, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalıkları, kadınlarda adet sancıları, bazı kan hastalıkları, kurşun ve morfin gibi maddelerin zehirlenmeleri ve zona gibi hastalıklar nedeni ile karın ağrısı oluşabiliyor. Sadece karın boşluğundaki organlar değilakciğer iltihapları, kalp krizleri ve kaburga kırıkları karın ağrısı yaratabiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Taviloğlu, karnın farklı bölümlerinde hissedilen ağrıların farklı sebeplerden kaynaklanabileceğinin altını çizerek şöyle diyor:<br />
“Karın sağ üst bölümünde olan ağrılardan: karaciğer, safra kesesi ve yollarının hastalıkları ve ülser sorunları sorumlu olabilir. Karın sol üst bölümünde olan ağrılarının sebebi dalak, pankreas, ve karın şah damarının (aorta) hastalıkları olabilir. Göbeğin üst bölümünde olan ağrılarda yemek borusu, mide ve on iki parmak barsağının, gastrit, ülser ve reflü gibi hastalıkları akla gelmelidir. Karın sol alt bölümünde olan ağrılarda: kalın bağırsak iltihapları, yumurtalık sorunları, karın şah damarının hastalıkları, idrar sorunları, dış gebelik sorunu ve apandisit problemi olabilir. Karın sağ alt bölümünde olan ağrılarda: apandisit, idrar sorunları, dış gebelik sorunu, yumurtalık sorunları, fıtık boğulması, safra kesesi ve yolları sorunları düşünülmelidir.”</p>
<p>HEKİME DANIŞMADAN AĞRI KESİCİ ALMAYIN!<br />
Karın ağrısı şikayetinin altında farklı sebepler olabileceği için bilinçsiz bir şekilde ilaç almamak gerekiyor. Ancak yemek sonrasında gelişen, hafif şiddetteki karın ağrılarında hafif buzlu su içilmesi, tost yenmesi, elma suyu içilmesi veya muz yenmesi öneriliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Taviloğlu, “Mide asidinin sorun yarattığı biliniyorsa, asit giderici ilaçlar alınabilir.” diyerek şöyle devam ediyor:<br />
“Karın ağrısının nedeni kesin olarak bilinmiyorsa ve daha önceden bir hekim tarafından tanısı konulmamışsa, ağrı kesici ilaç almamakta yarar vardır.” </p>
<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMAK GEREKIR?<br />
Karın ağrısı sorunu olan kişilerin bazı hallerde kesinlikle doktora başvurması gerekiyor. Prof. Dr. Taviloğlu, bu durumları şöyle sıralıyor:<br />
- Şiddetli, tekrarlayıcı, artan ve devamlı karakterde ağrılar<br />
- Ağrı ile nefesin kesilmesi, baygınlık hissi, kanama, kusma ve yüksek ateş olması<br />
- Karın ağrısının göğse, boyuna ve omuza yayılması<br />
- Dışkıda kan görülmesi<br />
- Karında gerginlik ve şişme olması </p>
<p>TANI VE TEDAVI<br />
Karın ağrısı sorunuyla doktora gelen kişilerin detaylı muayenesi yapıldıktan sonra bazı hastalıkların ayırımı için, kan testi, idrar testi, ultrasonografi, tomografi gibi görüntüleme testleri istenerek tanıya gidiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Taviloğlu, “Bu araştırmalar sırasında hekimin deneyimi, görgü ve bilgisi büyük önem taşımaktadır.” diyerek tedavi konusunda şunları söylüyor:<br />
“Tedavi tamamen saptanan soruna göre düzenlenir. İdrar yolunda taş belirlenmesi halinde ön planda ilaçlarla tedavi planlanırken, apandisit sorunu halinde acil ameliyat önerilmektedir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/karin-agrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyah Noktalar</title>
		<link>http://www.makale.us/siyah-noktalar.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/siyah-noktalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 18:52:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[siyah noktalardan kurtulma yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=895</guid>
		<description><![CDATA[Genel olarak “siyah nokta” adıyla bilinen komedon, fazla rastlanan bir cilt problemidir. Bu da sivilce gibi deride bulunan yağ bezlerinden dolayı oluşur ve genel sağlığı etkilemez.
Nasıl oluşur?
En önemli nedeni, yağ üretimi artışıdır. Ergenlik dönemindeki hormonal değişimler ve etkiler nedeniyle, yağ bezleri büyür ve yağ üretimi artar. Yağ bezlerinin salgıladığı yağ, cilt gözeneklerinden atılması beklenir ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/siyahnoktalar.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/siyahnoktalar.jpg" alt="" title="siyahnoktalar" width="267" height="200" class="alignright size-full wp-image-896" /></a>Genel olarak “siyah nokta” adıyla bilinen komedon, fazla rastlanan bir cilt problemidir. Bu da sivilce gibi deride bulunan yağ bezlerinden dolayı oluşur ve genel sağlığı etkilemez.<br />
Nasıl oluşur?<br />
En önemli nedeni, yağ üretimi artışıdır. Ergenlik dönemindeki hormonal değişimler ve etkiler nedeniyle, yağ bezleri büyür ve yağ üretimi artar. Yağ bezlerinin salgıladığı yağ, cilt gözeneklerinden atılması beklenir ama fazla üretilen bu yağ, gözeneklere ulaşan kanalları yoğunlaşmış yağ kütlesi nedeniyle tıkar. Tıkanmanın tam olduğu durumlarda komedona (sivilcenin ilk bulgusuna) rastlanır. Yani siyah nokta aslında sivilcenin bir başlangıç dönemidir. Her siyah nokta sivilceye dönüşmez ama her sivilce siyah noktanın oluşum evresinden geçer.<br />
Derialtında ve içindeki sebum nedeni ile beyaz renkte olduğunda buna “kapalı komedon” denilir.<br />
Tıkanma tam olmazsa, ucunda doğal bir boya nedeni ile siyah renkte bir tıkaç oluşur. İşte bu da “açık komedon” dur.<br />
Deride bulunan floro bakterileri, yağdan tıkalı olan bu kanal içinde enfeksiyona yol açabilirler. Böylelikle, kırmızı, iri, iltihaplı sivilceler oluşur. Böyle sivilceler iz bırakabilir, iyileştirilmeleri daha zordur. Ağızdan antibiyotik ve başka sivilce ilaçları gerekebilir. Siyah noktaların sivilceye dönüşmeden uygun şekilde tedavisi yapılması gerekir.<br />
Siyah nokta artışı neden olur?<br />
Bazı kozmetik ürünler, adet kanamalarından 2gün-bir hafta öncesi, terleme, ayrıca bazı kişilerde güneş ışığına sık maruz kalma siyah noktaları çok fazla artırır.<br />
Siyah nokta tedavisi:<br />
Siyah nokta tedavisi aslında basit uygulamalar ile çözüme ulaşabilir. Çünkü yukarda anlattığımız üzre, amaç tıkanmış olan yağ kanallarını temizleyip açmaktan ibarettir.<br />
Bunun için önce genişçe bir tavaya biraz su koyun ve ocakta kaynatın. Kaynamakta olan suya, dikkatli bir şekilde yüzünüzü yaklaştırın. Cildinizi yakmadan 3-5 dakika kadar yüzünüze buhar banyosu uygulayın.<br />
Buhar cildinizin gözeneklerini genişletecek, temizlik için uygun ortam yaratacaktır. Eczanelerden bulacağınız daha önce hiç kullanılmamış enjektörün iğnesini çıkarın. İğnesiz enjektörü siyah noktaları tam ortalayacak şekilde cildinize hafif baskılar yapın. Bu aşamada siyah noktaların kolayca enjektör içine çıktığını göreceksiniz. Sonra bol su ile yüzünüzü yıkayın ve uygun kremleriniz varsa kullanın.<br />
Siyah nokta tedavisi için alternatif öneriler:<br />
Yarım su bardağı su, 3 çorba kaşığı elma sirkesi karıştırılıp kaynatılır. Ocak kısılıp yüze bir örtü örtülür ve 10-20 dakika kadar yüz buharda tutulur. Sonra yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesiyle yüz silinir. Bu, haftada 2 kez yapıldığında hem siyah noktalar kaybolur hem de cilt parlaklığı sağlar, cildi güzelleştirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/siyah-noktalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sivilce Maskesi</title>
		<link>http://www.makale.us/sivilce-maskesi.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/sivilce-maskesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 18:47:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[silce kürleri]]></category>
		<category><![CDATA[sivilce]]></category>
		<category><![CDATA[sivilce maskeler]]></category>
		<category><![CDATA[sivilce nasıl geçer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=891</guid>
		<description><![CDATA[Hayal gücünün sınırları pek çok değişik sivilce maskeleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Bal maskesi, portakal maskesi, nar ve limon karışımı maskeleri. Bunları ya da mutfağınızda bulabileceğiniz her türlü meyve sebzeyi kafanıza göre değişik oranlarda rendeleyip, karıştırıp, kaynatıp yüzünüze sürüp 10-15 dakika beklersiniz ve sonra ılık suyla yüzünüzü yıkarsınız.
Ne kadar kolay değil mi ? Aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/maskesile1.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/maskesile1.jpg" alt="" title="maskesile" width="298" height="232" class="alignright size-full wp-image-893" /></a>Hayal gücünün sınırları pek çok değişik sivilce maskeleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Bal maskesi, portakal maskesi, nar ve limon karışımı maskeleri. Bunları ya da mutfağınızda bulabileceğiniz her türlü meyve sebzeyi kafanıza göre değişik oranlarda rendeleyip, karıştırıp, kaynatıp yüzünüze sürüp 10-15 dakika beklersiniz ve sonra ılık suyla yüzünüzü yıkarsınız.<br />
Ne kadar kolay değil mi ? Aslında bu maskelerin faydaları çok sınırlıdır yada bazı kişilerde hiç bir işe yaramazlar. Yurtdışında maceraperest ve zengin olanlar ise Shizuka New York kaplıcasında geyşa yüz bakımı yaptırıyor. Burada yüzlerine bülbül gübresi uygulanıyor. Evet yüzlerine kuş dışkısı sürdürüp üstüne bir de para verip bundan sivilceleri için medet uman insanlar var.<br />
Daha da ileri gidenler yok değil. Alkol ve çiğ yumurta sarısının karışımı maske ile yüzü ovma, seksten uzak durma yöntemi hatta kendi idrarı ile yüzünü temizleyenler gibi olağandışı yöntemleri deneyenler var. Elbette bu yöntemlerin hiç bir bilimsel dayanağı yok.<br />
Sivilce için hiçbir mucize çözüm olmamasına rağmen, iyi haber ise sivilcenin kontrol edilebildiğidir ve birçok olayda sivilceler uygun tedavi ile büyük oranda iyişebiliyor.<br />
Sivilcelerin tedavisi için mucize bir sivilce maskesi hayalinden uzak durun. Eğer olsaydı, herkes o maskeyi kullanmaz mıydı? Onun yerine dermatoloğunuzu görüp, onun önereceği kremleri kullanmak ve cildinizi temiz tutmaya yarayacak temizleyiciler ile cildinizin bakımını yapmak en doğru ve geçerli olan tek yoldur.<br />
İşte gerçekte işe yarayan, bilimsel olarak kanıtlanmış tek şey budur. Sivilcelerin ilaçla tedavileri ve günlük iyi bir cilt bakımı. Elbette biraz sabır da bunlara eklenmeli.</p>
<p>Piyasada pek çok sivilce ürünleri Benzoyl peroxide ve Salicylic acid içerir. Benzoyl peroxide deri gözeneklerine girerek çalışır ve derinin derinliğinde büyüyen sivilceye sebep olan bakterileri etkiler. Salicylic acid, ölü deri hücrelerinin en üst tabakalarını çıkararak çalışır. Bu, derinin kendini yenilemesi için deriye hızlı bir şekilde yardım eder ve gözeneklerde müteakip bir sivilce oluşumu şansını da azaltır.<br />
Dr. Gan Wong, yeşil çay ile elde ettiği kremi benzoyl peroxide ile karıştırıyor ve sivilce için biraz daha iyi bir çözüm bulduğunu açıklıyor. Sonuçlarını dermatoloji kürsüsü Amerika da akademinin yıllık 2003 toplantısında sundu. Bu buluşlar halen göreli olarak yenidir ve henüz ekstra bağımsız çalışmalar ile bilimsel kanıtla desteklenmiyor. Yine de bunun, yeşil çayın doğal anti-bakteriyel özelliğinin sivilceye etkili olabildiğini gösterir demek sanırım yanlış olmaz.<br />
Evde yapacağınız sivilce maskeleri, yağ bezlerinin ürettiği yağı almalı yani sebum miktarını azaltmalı, yeni deri hücrelerinin üretimine yardımcı olan malzemeleri içermeli, aynı zamanda anti-bakteriyel özelliği ile de bakterilere etki etmeli. Ama malesef evde bu türden bir maske yapamazsınız.<br />
Ancak yine de ille de maske diyenler için üzümden avokadoya salatalığa her şeyden oluşturulan en azından cilde zararı dokunmayacak maskeler önerilebilir. Bu maske bakterilere etki edemez, yeni hücre oluşumuna destek veremez , yağ kanallarını derinden temizleyemez ama bellli bir miktarda da olsa gözenekleri açmaya faydası olabilir.<br />
Önce yüzünüzü çok iyi temizleyin. Yüzünüzü yakmadan, yavaşça, belli bir mesafeden ocaktaki tavada kaynayan suyun buharına yüzünüzü yaklaştırın. Bir süre sonra gözeneklerinizin açılmaya başladığını hissedersiniz. Bu noktada bir maskeyi yüzünüze uygulayın. 10-15 dakika civarı maske yüzünüzde kalsın ve uzanıp gevşemeye çalışın.<br />
Oluşturacağınız maske için meyve sebzelerden cildinize göre birini seçip robotta püre haline getirip fazla suyunu süzebilirsiniz. Ya da marul gibi yapraklı ise 3 dakika kaynatıp suyunu süzdükten sonra cildinizi yakmayacak kadar soğumasını bekleyin ve cildinizin üzerine koyun.<br />
Daha sonra sıcak suda batırılan küçük bir el havlusu ile maskeyi temizleyin ve sivilceler üzerine çok hafif baskılar yapmayı deneyin. Bu noktada bazı sivilceler kolayca çıkabilir ama fazla sert olanları asla zorlamayın, iz bırakmalarına neden olabilirsiniz. Gelecek sefer diğerlerini çıkarmak için tekrar uygulama yapabilirsiniz. Sonra yüzünüzü bol su ile yıkayın ve sivilce için kremleriniz varsa onu kullanın.<br />
Kendi uyguladığınız veya çevrenizden duyduğunuz ve az miktarda bile olsa fayda sağlayan maske önerileriniz varsa aşağıda yazabilir, bu problemle uğraşan diğer kişilere fayda saylayabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/sivilce-maskesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tansiyon Hastalarının Bilmesi Gerekenler</title>
		<link>http://www.makale.us/tansiyon-hastalarinin-bilmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/tansiyon-hastalarinin-bilmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 15:01:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>
		<category><![CDATA[tnsiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[TANSİYON NEDİR? NASIL ÖLÇÜLÜR? 
Bedenimizde trilyonlarca hücre vardır. Bunlar mükemmel bir işbölümüyle çalışırlar. Ama çalışabilmeleri için yakıta ve oksijene gereksinimleri vardır. Bu yakıtı, hücrede oksijenle yakıp, çalışabilmeleri için gerekli enerjiyi sağlarlar. Sonra bu yanmadan arta kalan artıkların ve açığa çıkan karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması gerekir. İşte hücrenin gereksindiği yakıt ve oksijenin hücreye taşınması, oluşan artık ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/tansiyon.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-815" title="tansiyon" src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2010/05/tansiyon-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>TANSİYON NEDİR? NASIL ÖLÇÜLÜR? </strong><br />
Bedenimizde trilyonlarca hücre vardır. Bunlar mükemmel bir işbölümüyle çalışırlar. Ama çalışabilmeleri için yakıta ve oksijene gereksinimleri vardır. Bu yakıtı, hücrede oksijenle yakıp, çalışabilmeleri için gerekli enerjiyi sağlarlar. Sonra bu yanmadan arta kalan artıkların ve açığa çıkan karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması gerekir. İşte hücrenin gereksindiği yakıt ve oksijenin hücreye taşınması, oluşan artık ve karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması işini kan üstlenir.</p>
<p>Kanla hücre arasında az önce söylediğimiz alışverişin yapılabilmesi için, tüm hücrelerin kanla temas etmesi gerekir. Bu yüzden, nasıl ki, dallar incele incele tüm yapraklara kadar ulaşıyorlarsa, kan damarları da benzer biçimde damarlarla tüm hücrelere kadar uzanırlar.</p>
<p>Ne var ki, kanın hücrelere kadar bir kere gitmesi yetmez. Sürekli yeni yakıtın, taze oksijenin hücrelere taşınması, artıkların da sürekli uzaklaştırılması gerekir. Yani bunun için kanın sürekli hareket etmesi gerekir. Bu işi, doğumdan ölüme kadar hiç durup dinlenmeden kalp üstlenir. Bir kaç dakika bile dursa, bizim için tam bir felaket olur.</p>
<p>Kalp, akciğerden gelen temizlenmiş, bol oksijenli kanı hücrelere kadar, atardamarlarla pompalar. Kirlenmiş kan ise toplardamarlarla yeniden kalbe taşınır. Yani kalp her atımda, önce kanı pompalar, sonra da kanın yeniden kalbe dolması için istirahate geçer. Bu durmadan tekrarlanır. Öyle ki, kalp her dakikada 70-80 kere pompalar bekler; pompalar bekler&#8230;</p>
<p>Tansiyon dediğimiz şey, kanın damar duvarını zorlamasıdır . Kalp kanı pompaladığında, atardamarların duvarı daha fazla gerilir; bekleme sırasında ise bu gerginlik daha azdır. Yani iki farklı tansiyon vardır. İlki pompalama sırasında, daha fazla olanı. Biz buna büyük ya da sistolik tansiyon diyoruz. İkincisi, kalbin istirahati sırasında, daha düşük olanı. Buna da küçük ya da diastolik tansiyon diyoruz.</p>
<p>Kanın damar duvarına ne kadar basınç yaptığı, bir civa sütununu ne kadar yükseltebildiğiyle ölçülür. Diyelim ki 120 mm yükseltebiliyorsa 120 mmHg ya da 12 cm Hg olarak söylenir. Hg, civanın kimya dilindeki kısaltımıdır.</p>
<p>Kan basıncı çeşitli aletlerle ölçülür. En bilinenleri civa sütunlu olanlardır. Ama yay sistemli ölçümler de geliştirilmiştir. Son yıllarda, elektronik ölçme tekniğinin kullandığı araçlar, basit kullanımları nedeniyle, çokça satılır olmuştur.</p>
<p><strong>TANSİYONUN NE ÖNEMİ VAR? </strong><br />
Tansiyonu, kanın damar duvarını zorlaması diye tarif etmiştik. Tansiyon ne kadar yüksekse, damar duvarı o kadar çok zorlanır. Yani o kadar çok bozulur. Öyle bir kaç ayda değil ama uzun yıllar bu zorlanma devam ederse, damar duvarı sertleşmeye başlar. Damar duvarı sertleştikçe tansiyon daha da yükselir. Tansiyon daha da yükselince, damar duvarı da daha çok bozulur. Bu böylece, giderek daha kötüye doğru devam eder. Damar duvarının bu bozulup sertleşmesine, “damar sertliği” ya da “aterosklerozis” denmektedir.</p>
<p>Peki damar duvarı sertleşip bozulunca ne olur? Ne yazık ki çok kötü olur. Çünkü, en başta hücrelerin iyi çalışıp işlerini yapabilmeleri için kanın gerekli yakıt ve oksijeni; sonra açığa çıkan karbondioksit ve artıkları damarlarda taşıdığını söylemiştik. Damarlar bozulunca bu taşıma işlemi bozulur, hücreler de görevlerini yapamaz hale gelir, hatta ölürler. Tıpkı, su ve borular olduğu halde, boruların içlerinin tıkanıp, suyun artık akamaması gibi&#8230;</p>
<p>Vücudun her yerinde damar olduğu için vücudumuzun her yeri etkilenir. Ama bazı yerler, daha da çok etkilenir.</p>
<p>En başta kalbi besleyen damarlar (yani koroner damarlar) etkilenir. Kalbi besleyen damarlar birden tıkanırsa, “kalp krizi” dediğimiz durum ortaya çıkar. Kalp krizi o kadar ağır bir hastalıktır ki, kriz geçirenlerin dörtte biri hastaneye bile yetişemeden ölür. Dörtte bir kadarı da hastanede, doktorların müdahelesine rağmen hayatlarını kaybederler.</p>
<p>Kalpten sonra en çok etkilenen ikinci organ beyindir. Beyindeki damarların tıkanması ya da bazen yırtılıp kanamaları yüzünden “felç” oluşur.</p>
<p>Üçüncü sırada alt üyelere yani uyluk, bacak ve ayağa giden damarların tıkanması vardır. Onlar tıkanınca “gangren” denilen ve tıkanan yerde çürümeye neden olan, o yüzden de kesip çıkarılmalarını gerektiren hastalık gelişir.</p>
<p>Damar sertliğinin çokça etkilediği ve bizim için önemi fazla olan iki organ daha vardır. Bunlar göz ve böbrektir. İlki körlüğe, ikincisi idrarın atılamamasına kadar gidebilen kötü sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Yukarıda sıraladığımız hastalıklar, günümüzde insanların ölüm nedenlerinin yarısını oluşturmaktadır. Yani, günümüzde, her iki kişiden biri, damar sertliği yüzünden ölmektedir. Bu yüzden, son zamanlarda tıp, damar sertliğine bağlı hastalıklar konusunda seferber olmuştur. Bu hastalıkların nasıl önlenebilecekleri ve bu hastalıkların nasıl daha iyi tedavi edilebilecekleri son zamanların en önemli çalışma konusudur.</p>
<p>Tansiyon, zarar vermek için bazen yıllarca damarların bozulmasını beklemeyebilmektedir. Damarda önceden var olan bir baloncuk (anevrizma), tansiyon yükselince patlayıp, anî ölüme neden olabilmektedir. Ya da, kalp pompası bir başka nedenle bozulmuşsa, yükselen tansiyon, kalp yetmezliğini ölüme götürebilecek kadar kötüleştirebilmektedir.</p>
<p>Ama tansiyonun zararı, başta da söylediğimiz gibi, daha çok damarları bozması yoluyladır. Tansiyon, damarı, yıllar içinde yavaş yavaş ama kararlı bir şekilde bozar. Sonunda, yukarda saydığımız kötü sonuçlara ve ölüme kadar götürür. Bu yüzden tansiyona “sinsi katil” denmektedir. Sinsi katil denmesinin bir nedeni de, farkına varılmayabilmesidir. Tansiyonu olanların çoğunun hiç bir şikâyeti yoktur. Farkına bile varmazlar&#8230;</p>
<p><strong>TANSİYONUN NORMAL DEĞERLERİ NEDİR?</strong><br />
Nasıl herkesin boyu farklı farklıysa, tansiyonu da farklıdır. Nasıl, kısa birine ya da uzun birine “anormal” demek kolay değilse, normal tansiyonu tarif etmek de zordur. Üstelik yaşa ve kiloya göre de çok büyük değişiklikler gösterir. Yaş ve kilo arttıkça, genelde tansiyon daha yüksektir.</p>
<p>Bu durumda, tıpkı boyda olduğu gibi, belli bir yaştakilerin ortalama tansiyonunun ne olduğuna bakılabilir. Ama son yıllarda, daha çok, tansiyonu kaç olanların, ne kadar sağlıklı olduğuna bakılmaya başlandı. Yani damar sertliği olanların tansiyonlarıyla, sağlam olanların tansiyonları karşılaştırılmaya başlandı.</p>
<p>Sonuçta, tansiyon ne kadar artarsa, tansiyona bağlı hastalıkların ve ölümlerin o kadar arttığı görüldü. Önceleri büyük tansiyonu 165, küçük tansiyonu 95 mmHg ‘dan daha yüksek olanların tedavisinin gerektiği düşünülüyordu. Ama şimdi, bu sınırlar daha aşağı indirildi; 140 ve 90 olarak. Yani büyük tansiyonu 140 ve/veya küçük tansiyonu 90&#8242;ın üstündekilerin yüksek tansiyonu olduğu kabul ediliyor ve bunlara “HİPERTANSİYON HASTASI” deniyor.</p>
<p>Ama bazı tıp merkezleri ve bazı doktorlar, bu sınırların daha da aşağı çekilmesini istiyorlar. Şeker hastalığı ve böbrek hastalığı gibi damar sertliği için riskli hastalıkları olanlarda, bu sınırlar şimdiden aşağı çekildi. Bu tür riskli hastalıkları olanlarda tansiyonun 130/85&#8242;in altına inmesi isteniyor.</p>
<p>Önlemeyi önemseyenler, bununla da yetinmiyorlar. Haklı olarak, tansiyon ne kadar düşükse, damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların daha az görülmesi gerçeğine bakıp, tansiyonu normal sınırda gözükenlerin bile, tansiyonlarının daha da düşürülebilmesini tartışıyorlar.</p>
<p><strong>TANSİYON SORUNUYLA NASIL BAŞETMELİ? </strong>Tansiyonu normal bile görünse herkesin dikkat etmesi gereken şeyler var. Çünkü, daha önce de söylediğim gibi, tansiyon ne kadar düşükse, tansiyonun yol açtığı sorunlarla karşılaşma riski o kadar azalıyor.</p>
<p>Burada sayacaklarımız, tansiyonu yüksek olanların da dikkat etmesi gereken şeyler. Çünkü, bunlara dikkat edilirse, tansiyon hastası birinin ilaç kullanmasına gerek kalmayabilir. Ya da ilaç kullansa bile, daha az ilaç yeter hale gelebilir ve tansiyonu daha iyi düşürmek mümkün olabilir.</p>
<p><strong>KİLO ARTTIKÇA, TANSİYON HASTALIĞI RİSKİ ARTAR. </strong><br />
Gerçekten de, kilo ne kadar fazlaysa, tansiyon da o kadar artmaktadır. Doktorların, araştırma laboratuarı gibi kullanıp, yıllardır izledikleri Framingham kasabasındaki araştırmalarına göre, kiloda her yüzde 10&#8242;luk artış, tansiyonu 7 mmHg artırmaktadır. JNC dediğimiz örgütün 1993&#8242;te yaptığı çalışmalara göre, balıketi ya da toplu dediklerimizde risk, normal kilolu olanların 2 ile 6 katı daha fazladır. NIH denilen örgütün 1998 yılında yaptığı çalışmada ise, normal kilolu erkek ve kadınlarla, şişman erkek ve kadınlardaki yüksek tansiyonlular karşılaştırılmış ve şişmanlarda daha çok tansiyon hastası olduğu görülmüştür. Aşağıda bunu grafik halinde gösterdim.</p>
<p>Bu yüzden yüksek tansiyon sorunuyla karşılaşmamak ya da varsa yoluna koyabilmek için, belki de ilk yapılması gereken şey, insanların kilo almamaları ya da kilosu fazla olanların zayıflayabilmeleridir. Bunu nasıl başarabileceğiniz, dr pozitifin temel uğraşı alanıdır. Bununla ilgili bı sitede pek çok bilgi bulabilirsiniz&#8230;</p>
<p><strong>DAHA İYİ TANSİYON İÇİN, DAHA ÇOK HAREKET GEREKİR. </strong>Daha çok hareket, hem kiloyu azaltmamıza katkı sağladığından, hem de, kiloyla ilgisi olmadan, doğrudan doğruya, tansiyonun düşmesine ve yükselmemesine yardım eder.</p>
<p>Bu amaçla, hem günlük yaşantımızda daha hareketli olmalyız. Mesela, asansör yerine merdiveni kullanmak, uzak olmayan yerlere araba yerine yürüyerek gitmek, evde televizyon karşısında pineklemek yerine parkta gezinmek gibi.</p>
<p>Hem de, düzenli spor veya egzersiz yapmalıyız. Her sporun tansiyona yararı aynı değildir. Hatta bazıları zarar da verebilir. Mesela tansiyonu olanların ağırlık kaldırmadan kaçınmaları gerekir. Herkesin kolayca yapabileceği şey, tempolu yürümektir. Üstelik doktor kontrolü bile olmadan yapılabilir. Aksi halde, sağlık sorunları olanların doktor kontrolünden sonra spor yapmaları ve vücutlarını alıştırarak, kısa süreli ve hafif egzersizlerden uzun süreli ve yoğuna geçmeleri tavsiye edilir.</p>
<p><strong>TANSİYON KONTROLÜNDE TUZUN AZALTILMASI ÇOK ÖNEMLİDİR </strong>Tansiyon konusunda en çok konuşulan mineral sodyum yani sofra tuzunun esasıdır. Hem tansiyonu yüksek birinde tansiyonun düşmesi, hem de tansiyonu normal birinin daha düşük değerlere sahip olması ya da tansiyonunun yükselmemesi için tuzun kısıtlanması gerektiği çok eskiden beri bilinmektedir. Buna rağmen toplumlar, ihtiyaçlarının çok çok üstünde, 5-10 kat daha fazla tuz tüketmektedir. Buna biraz da, eskiden yalnızca yüksek tansiyonluların az tuz yemeleri gerektiği ama normal tansiyonluların dikkat etmelerine gerek olmadığı inancı katkıda bulunuyordu. Ama şimdi, bunun herkes için gerekliliği kabul edilmeye başlandı.</p>
<p>Bir araştırmada daha sonra söz edeceğimiz DASH diyeti yapıp, tuzun kısıtlanmasıyla, yüksek tansiyonlularda 12, tansiyonu normal olanlarda 7 mmHg kan basıncı düşüşü sağlandı. Oysa aynı diyeti yapıp tuzda kısıtlamaya gitmeyenlerinki yalnızca 2-3 mmHg düştü.</p>
<p>Bu yüzden, günde 2.4 g&#8217;dan daha az sodyum yani 6 gr&#8217;dan daha az sofra tuzu tüketilmesi salık verilmektedir. Bu da yaklaşık bir çay kaşığı kadar tuz demektir. Ama kalp yetmezliği varsa, bu yarı yarıya azaltılır.</p>
<p>Tuzu azaltmak için, tabii ki, en başta yapmamız gereken şey, yemeklerin daha az tuzla yapılması ve sofrada yemeklere tuz eklemekten kaçınılmasıdır.</p>
<p>Bazı hekimler, yemeğin tuzsuz yapılıp, sofrada tuz eklemenin daha az tuz almaya yardım edeceği kanısındadır. Özellikle sıcak yenen tahıllarda (pilav, makarna&#8230;) bu çok işe yarayabilir.<br />
Tuzluğun deliğinin küçük olması da yardımcıdır.<br />
Tuz yerine, tatlandırıcı olarak baharat, limon, sirke, yoğurt kullanılabilir.<br />
Hazır yiyeceklerde sodyumu (tuzu) azaltılmış veya tuzsuz ürünler tercih edilebilir.<br />
Et olarak konserve ve tütsülenmiş (füme) ürün tüketiminden kaçınmalı; tazeler yeğlenmelidir.<br />
Tuzlanarak hazırlanan salam, jambon gibi besinler, konserveler, hazır çorbalar, hazır karışımlar, salamuralar (turşu, zeytin vb), hardal, ketçap gibi çeşnilerden olabildiğince uzak durmalıdır.<br />
Ancak herkes tuz kısıtlamasına aynı ölçüde yanıt vermemektedir. Tuz kısıtlamasına yeterince yanıt vermeyenler hayli fazladır. Bu durum, “tuza direnç” olarak adlandırılır. Tuza direnç, yüksek tansiyonluların %30-50&#8217;sinde, normal tansiyonu olanların %15-25&#8242;inde görülmektedir. Üstelik bunlarda tuzu artırmak da tansiyonda yükselme yapmamaktadır.</p>
<p>Tahıllar ve tahıl ürünleri</p>
<p>½ su bardağı tuzsuz pişmiş tahıl, pilav,makarna<br />
0-5</p>
<p>1 su bardağı hazır tahıl gevreği<br />
100-360</p>
<p>1 dilim ekmek<br />
110-175</p>
<p>Sebzeler</p>
<p>½ su bardağı taze veya dondurulmuş, tuzsuz pişirilmiş<br />
1-70</p>
<p>½ su bardağı soslu konserve ya da dondurulmuş<br />
140-460</p>
<p>¾ su bardağı konserve domates suyu<br />
820</p>
<p>Meyveler</p>
<p>½ su bardağı taze veya dondurulmuş veya konserve<br />
0-5</p>
<p>Az yağlı veya yağsız süt ürünleri</p>
<p>1 su bardağı süt<br />
120</p>
<p>1 su bardağı yoğurt<br />
160</p>
<p>45 gr sade peynir<br />
110-450</p>
<p>45 gr işlenmiş peynir<br />
600</p>
<p>Kabuklu kuruyemiş, tohum ve baklagiller</p>
<p>1/3 su bardağı tuzlu yer fıstığı<br />
120</p>
<p>1/3 su bardağı tuzsuz yer fıstığı<br />
0-5</p>
<p>½ su bardağı kuru ya da dondurulmuş, tuzsuz pişirilmiş baklagil<br />
0-5</p>
<p>½ su bardağı konserve baklagil<br />
400</p>
<p>Et, balık ve kümes hayvanları</p>
<p>90 gr taze et, balık, kümes hayvanı<br />
30-90</p>
<p>90 gr suda saklanmış, tuzsuz ton balığı konservesi<br />
35-45</p>
<p>90 gr suda saklanmış, ton balığı konservesi<br />
250-350</p>
<p>90 gr yağsız, fırında kızartılmış jambon<br />
1020</p>
<p><strong>TANSİYONU OLANLAR ALKOLLÜ İÇKİLERİ DE AZALTMALIDIR. </strong></p>
<p>Az miktarda alkol almanın etkisi konusunda, tıp dünyasında farklı görüşler vardır. Kimileri diğer her şey aynı olduğunda, az alkol almanın, daha az kalp hastalığına yol açtığını söyler. Bu, genelde kabul edilen bir düşüncedir. Tansiyonda da benzer düşünceler varsa da kalpte olduğu kadar taraftar bulmamaktadır. Ama ortak kanı, bu görüşler doğru bile olsa, başka zararları nedeniyle, içmeyen birine, daha az kalp hastası olacağı düşüncesiyle, alkol almasını teşvik etmenin doğru olmadığıdır.</p>
<p>Buna karşılık hem tansiyon, hem de kalp için, kadınlarda 1-2, erkeklerde 2-3 kadehin üstündeki alkolün, zararlı olduğu ve miktar arttıkça bu zararın da giderek arttığı, herkes tarafından kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>TANSİYONA ETKİLERİ TARTIŞILAN DİĞER ŞEYLER </strong>Tansiyona etkisi en fazla tartışılan şeylerin başında bazı minrealler gelmektedir. Üstünde en çok durulanlar potasyum, kalsiyum ve magnezyumdur. Ama tuzdan yani sodyum mineralinden farklı olarak, bu minerallerin azaltılması değil, arttırılması tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Bunlardan potasyum, daha iyi bir tansiyon için, daha fazla alınması gerektiği konusunda, herkesin üstünde anlaştığı bir maddedir. Günde 3.5 gramın üstüne çıkılması önerilmektedir. Sodyum ne kadar düşük, potasyum ne kadar fazlaysa, tansiyon o kadar iyi olmaktadır. Gerçekten de, bir çalışmada, potasyum alımını yalnızca yarım gr kadar artırmanın, felç riskini %40 azalttığı gösterilmiştir. Ama, bunu potasyumlu tuzlar alarak başarmak tavsiye edilmemektedir. Doğru olan şey potasyumdan zengin besinlerle bunu başarmaktır. Bunun içinse, bol sebze-meyve tavsiye edilmektedir. Özellikle, 100 gr&#8217;daki potasyum açısından, kahve, kuru baklagiller, fındık, marul, maydanoz, ıspanak, patates, enginar, muz, havuç başta gelen besinler olarak sayılabilir.</p>
<p>Kalsiyum için tavsiye edilen miktar günde 800-1200 mg, magnezyum için 280-350 mg&#8217;dır. Bu minerallerin en yoğun olduğu besinlerse süt ve süt ürünleridir. Ayrıca kalsiyum için pekmez, susam, fındık, fıstık, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve kurutulmuş meyveler; magnezyum için ıspanak, kuru baklagil, ekmek, badem, fıstık sayılabilir.</p>
<p>Daha az yağ ve daha çok lif tüketmenin, kilo vermenin ötesinde, tansiyona yarar sağladığı iddia edilmektedir. Gerçekten de, yalnızca bitkisel besinlerle beslenenlerde (vegan), her türlü besinle beslenenlere (omnivor) göre, &#8211; tuz tüketimleri anlamlı farklı olmasa bile- daha az tansiyon yüksekliği görüldüğü bildirilmiştir. Buna karşılık bir çalışmada günde 3,7 gr balık yağının yaşlılarda, hafif bir tansiyon düşmesi sağladığı yayımlanmıştır. Kimileri kahve gibi, kafeinli içecekleri de az tüketmeyi önermektedir.</p>
<p><strong>YÜKSEK TANSİYON İÇİN TANIMLANMIŞ KAPSAMLI BİR DİYET: DASH DİYETİ </strong><br />
Tıp çevrelerinde tansiyona yönelik diyetlerden en bilineni DASH diyetidir. Adı, “yüksek tansiyonu durdurmaya yönelik beslenme yaklaşımı” karşılığı, İngilizce “Dietary Approaches to Stop Hypertension” kelimelerinin kısaltımından gelmektedir.</p>
<p>DASH diyeti, şu ana kadar saydıklarımızın bir toplamı gibidir.</p>
<p>Doymuş yağlar ve kolesterol başta olmak üzere yağların azaltıldığı,<br />
Tuzca fakir,<br />
Potasyum, magnezyum ve kalsiyumdan zengin bir diyettir.<br />
Bu amaçla,</p>
<p>Hayvansal yağlar ve kırmızı et azaltılır,<br />
Azalan kalori, -posadan zengin- taneli tahıl ve karbonhidratlarla telafi edilir,<br />
Potasyum, magnezyum ve posa kaynağı olarak bol sebze ve meyve tüketilir,<br />
Protein ve kalsiyum, potasyum, magnezyum kaynağı olarak az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri tüketimi artırılır,<br />
Protein, posa, potasyum, magnezyum kaynağı olarak yağlı tohumlar ve kuruyemiş ile baklagiller arttırılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/tansiyon-hastalarinin-bilmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yumurtlama günü hesaplayıcısı</title>
		<link>http://www.makale.us/yumurtlama-gunu-hesaplayicisi.html</link>
		<comments>http://www.makale.us/yumurtlama-gunu-hesaplayicisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 22:32:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saglık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.makale.us/?p=642</guid>
		<description><![CDATA[
Yumurtlama gününü hesaplama için tıkla!
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2009/12/dollenme_2.jpg"><img src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2009/12/dollenme_2.jpg" alt="" title="dollenme_2" width="275" height="236" class="alignright size-full wp-image-801" /></a><br />
<h1><a title="yumurtlama gününü hesapla" href="http://www.makale.us/yumurtlama_gunu_hesaplama.html" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-643" title="gebe_dogrular_yanlislar_" src="http://www.makale.us/wp-content/uploads/2009/12/gebe_dogrular_yanlislar_.jpg" alt="gebe_dogrular_yanlislar_" width="300" height="284" />Yumurtlama gününü hesaplama</a> için tıkla!</h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.makale.us/yumurtlama-gunu-hesaplayicisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
